Bilgi Tankı
23 Temmuz 2016 Cumartesi
15 Aralık 2015 Salı
Türkiyede Madenler Ve Özlellikleri
Türkiyede Madenler Ve
Özlellikleri
Türkiyede Yeraltı Kaynakları
Türkiyede Yeraltı Kaynakları
Türkiye maden rezervi
açısından dünyanın en zengin ülkeleri arasında yer alırken, adeta büyük bir
servetin üzerinde yaşıyoruz. Türkiye, maden çeşitliliği itibariyle dünyanın 10.
ülkesi, toplam altın rezervimiz ise 6,5 ton civarında!
MTA verilerinden derlediği bilgilere göre, Türkiye'nin karmaşık jeolojik yapısı çok çeşitli madenlerin ülkede bulunmasına olanak sağlıyor. Türkiye yer altı kaynakları yönünden dünya madenciliğinde adı geçen 132 ülke arasında toplam üretim değeri itibariyle 28'inci, maden çeşitliliği itibariyle 10'uncu sırada yer alıyor. Türkiye başta endüstriyel ham maddeler olmak üzere, metalik madenler, enerji ham maddeleri ve jeotermal kaynaklar açısından zengin bir konumda bulunuyor.
Türkiye'de günümüzde dünyada ticareti yapılan 90 çeşit madenden 77'sinin varlığı Türkiye'de saptanırken, halen 60 civarında farklı maden ve mineral üretimi yapılıyor.
Dünya metal maden rezervlerinin yüzde 0,4'ü, endüstriyel ham madde rezervlerinin yüzde 2,5'i, kömür rezervlerinin yüzde 1'i ve jeotermal potansiyelinin yüzde 0,8'i Türkiye'de bulunuyor.
Zengin olunan madenler arasında ilk sırayı, 3,066 milyar ton ile dünya rezervlerinin yüzde 72'ini oluşturan, bor mineralleri alıyor.
ALTIN POTANSİYELİ
Türkiye'nin teorik altın potansiyelinin 6 bin 500 ton olduğu tahmin ediliyor. Türkiye, bu potansiyelle dünyada ikinci potansiyel durumunda bulunuyor. Şu ana kadar yapılan çalışmalarla 600 ton altın varlığı görünür hale getirilirken, mevcut potansiyelin yüzde 10'u bulundu ve altın yataklarından şu ana kadar 50 ton civarında altın üretildi.
Takı, mücevher tasarımında dünyanın önde gelen ülkeleri arasında yer alan Türkiye'de yılda 300 ton altın ithal ediliyor. İthal edilen altının 100-150 tonu Türkiye'de işlendikten sonra ihraç ediliyor, kalanı ise yurt içinde tüketiliyor.
JEOTERMALDE AVRUPA BİRİNCİSİYİZ
Teorik jeotermal enerji potansiyeli 31 bin 500 MWt (megavat termal) olan Türkiye, bu potansiyeli ile dünyada 7'inci, Avrupa da ise birinci konumda bulunuyor. Türkiye'nin bugün jeotermal enerjiyi doğrudan kullanım kapasitesi bin 229 MWt. Doğrudan kullanım açısından ise Türkiye dünya sıralamasında 5'inci konumda.
KÖMÜR
Enerji ihtiyacının yerli kaynaklardan karşılanması politikası kapsamında da son 3 yılda yapılan kömür arama projeleri kapsamında (özellikle derin sondajlar yaparak) 20-25 yıldır değişmeyen 8,3 milyar ton kömür rezervi, 300 bin metre sondaj yapılarak ve 2,3 milyar ton yeni kömür rezervi bulunarak yüzde 28 oranında arttı. Toplam linyit rezervi de 10,6 milyar tona yükseltildi.
YILDA 5-6 MİLYAR DOLAR KATMA DEĞER
Türkiye'de yılda 150 milyon ton seviyelerinde üretilen maden ürünleri, inşaat sektöründe ve sanayide ham madde olarak tüketilirken, yılda Türkiye'ye 5-6 milyar dolar katma değer kazandırıyor.
Endüstriyel ham madde potansiyeli açısından Türkiye dünya rezervinin yüzde 2,5'ine sahip. Bazı endüstriyel ham madde mineralleri açısından ise çok daha fazla oranlarda rezerve sahip olan Türkiye'de maden ihracatının en büyük kısmını (yüzde 70-80'ini) endüstriyel ham maddeler oluşturuyor. Özellikle de 1 milyar doları aşan ihracatla mermer, 400 milyon dolar ihracatla bor önemli yer tutuyor.
DERİN MADEN ARAMACILIĞININ ÖNEMİ
Türkiye'nin zengin kaynaklara sahip olduğu madenler arasında bor, linyit, mermer, perlit, pomza, feldspat, bentonit, barit, manyezit, sodyumsülfat, kayatuzu, trona, jips, stronsiyum tuzları, zeolit, olivin, asbest, lületaşı, sepiyolit, profilit, dolomit, kalsit, fluorit, kuvars-kuvarsit, siliskumu, zımpara, diyatomit, kireçtaşı, yer alıyor.
Söz konusu madenler ile daha çok kömür rezervi bulmak için derin maden aramacılığı ve işletmeciliğine geçmek önem taşıyor.
Diğer önemli maden rezervleri şöyle:
-Çinko-kurşun: Türkiye'nin metal içeriği olarak 860 bin ton kurşun, 2,3 milyon ton çinko rezervi bulunuyor.
-Demir: Ortalama yüzde 50-55 tenörlü işletilebilir demir rezervi toplamı 113 milyon ton dolayında bulunuyor.
-Krom cevheri:Türkiye'nin krom rezervi 26 milyon ton civarında.
-Bor: Türkiye 3 milyar 66 milyon ton olan bor rezervleri ile dünya bor potansiyelinin yüzde 72'sini elinde bulunduruyor.
-Alüminyum: Alüminyum üretimine uygun boksit rezervi 87 milyon ton civarında bulunuyor.
-Bakır:Türkiye'de toplam bakır rezervi, metal içeriği olarak 1,5 milyon ton bakır düzeyinde bulunuyor. Ekonomik olarak değerlendirilmeyen düşük tenörlü bakır kaynakları dahil edildiğinde toplam bakır kaynağı metal içeriği olarak 3,5 milyon tonu buluyor.
-Trona:Türkiye'nin Beypazarı ve Kazan yataklarıyla beraber toplam trona rezervi 836 milyon ton düzeyinde.
-Alçıtaşı: Büyük alçıtaşı potansiyeline sahip olan Türkiye'nin rezervleri tam olarak belirlenmedi. Yıllık alçı taşı üretimi 3 milyon ton civarında.
-Mermer ve doğal taşlar: Türkiye'nin 80 bölgesinde 150'den fazla değişik renk, desen, ve kalitede mermer rezervleri bulunuyor. Türkiye'nin mermer potansiyelinin 5,1 milyar metreküp civarında olduğu tahmin ediliyor.
-Seramik ve cam ham maddeleri: Sektörün ana ham maddesini kuvars, kuvarsit, kuvars kumu, feldspat, kil ve kaolen oluşturuyor. Türkiye'de 89 milyon ton kaolen, 354 milyon ton seramik ve refrakter kil, 239 milyon ton feldspat, 1,3 milyar ton kuvars kumu, 2,3 milyar ton kuvars-kuvarsit potansiyeli bulunuyor.
-Çimento ve diğer yapı malzemeleri:İnşaat sektöründe büyük oranda hafif yapı elemanı ve beton agregası olarak da kullanılan ponza potansiyeli 1,5 milyar metreküp, perlit potansiyeli ise 5,7 milyar ton düzeyinde.
-Bentonit: Türkiye'de Ankara Çankırı, Tokat, Edirne ve Ordu illerinde yoğunlaşan değişik alanlarda kullanılabilir 250 milyon ton bentonit rezervi bulunuyor.
-Manyezit: 41-48 manyezit içerikli 111 milyon ton manyezit rezervi bulunuyor.
MTA verilerinden derlediği bilgilere göre, Türkiye'nin karmaşık jeolojik yapısı çok çeşitli madenlerin ülkede bulunmasına olanak sağlıyor. Türkiye yer altı kaynakları yönünden dünya madenciliğinde adı geçen 132 ülke arasında toplam üretim değeri itibariyle 28'inci, maden çeşitliliği itibariyle 10'uncu sırada yer alıyor. Türkiye başta endüstriyel ham maddeler olmak üzere, metalik madenler, enerji ham maddeleri ve jeotermal kaynaklar açısından zengin bir konumda bulunuyor.
Türkiye'de günümüzde dünyada ticareti yapılan 90 çeşit madenden 77'sinin varlığı Türkiye'de saptanırken, halen 60 civarında farklı maden ve mineral üretimi yapılıyor.
Dünya metal maden rezervlerinin yüzde 0,4'ü, endüstriyel ham madde rezervlerinin yüzde 2,5'i, kömür rezervlerinin yüzde 1'i ve jeotermal potansiyelinin yüzde 0,8'i Türkiye'de bulunuyor.
Zengin olunan madenler arasında ilk sırayı, 3,066 milyar ton ile dünya rezervlerinin yüzde 72'ini oluşturan, bor mineralleri alıyor.
ALTIN POTANSİYELİ
Türkiye'nin teorik altın potansiyelinin 6 bin 500 ton olduğu tahmin ediliyor. Türkiye, bu potansiyelle dünyada ikinci potansiyel durumunda bulunuyor. Şu ana kadar yapılan çalışmalarla 600 ton altın varlığı görünür hale getirilirken, mevcut potansiyelin yüzde 10'u bulundu ve altın yataklarından şu ana kadar 50 ton civarında altın üretildi.
Takı, mücevher tasarımında dünyanın önde gelen ülkeleri arasında yer alan Türkiye'de yılda 300 ton altın ithal ediliyor. İthal edilen altının 100-150 tonu Türkiye'de işlendikten sonra ihraç ediliyor, kalanı ise yurt içinde tüketiliyor.
JEOTERMALDE AVRUPA BİRİNCİSİYİZ
Teorik jeotermal enerji potansiyeli 31 bin 500 MWt (megavat termal) olan Türkiye, bu potansiyeli ile dünyada 7'inci, Avrupa da ise birinci konumda bulunuyor. Türkiye'nin bugün jeotermal enerjiyi doğrudan kullanım kapasitesi bin 229 MWt. Doğrudan kullanım açısından ise Türkiye dünya sıralamasında 5'inci konumda.
KÖMÜR
Enerji ihtiyacının yerli kaynaklardan karşılanması politikası kapsamında da son 3 yılda yapılan kömür arama projeleri kapsamında (özellikle derin sondajlar yaparak) 20-25 yıldır değişmeyen 8,3 milyar ton kömür rezervi, 300 bin metre sondaj yapılarak ve 2,3 milyar ton yeni kömür rezervi bulunarak yüzde 28 oranında arttı. Toplam linyit rezervi de 10,6 milyar tona yükseltildi.
YILDA 5-6 MİLYAR DOLAR KATMA DEĞER
Türkiye'de yılda 150 milyon ton seviyelerinde üretilen maden ürünleri, inşaat sektöründe ve sanayide ham madde olarak tüketilirken, yılda Türkiye'ye 5-6 milyar dolar katma değer kazandırıyor.
Endüstriyel ham madde potansiyeli açısından Türkiye dünya rezervinin yüzde 2,5'ine sahip. Bazı endüstriyel ham madde mineralleri açısından ise çok daha fazla oranlarda rezerve sahip olan Türkiye'de maden ihracatının en büyük kısmını (yüzde 70-80'ini) endüstriyel ham maddeler oluşturuyor. Özellikle de 1 milyar doları aşan ihracatla mermer, 400 milyon dolar ihracatla bor önemli yer tutuyor.
DERİN MADEN ARAMACILIĞININ ÖNEMİ
Türkiye'nin zengin kaynaklara sahip olduğu madenler arasında bor, linyit, mermer, perlit, pomza, feldspat, bentonit, barit, manyezit, sodyumsülfat, kayatuzu, trona, jips, stronsiyum tuzları, zeolit, olivin, asbest, lületaşı, sepiyolit, profilit, dolomit, kalsit, fluorit, kuvars-kuvarsit, siliskumu, zımpara, diyatomit, kireçtaşı, yer alıyor.
Söz konusu madenler ile daha çok kömür rezervi bulmak için derin maden aramacılığı ve işletmeciliğine geçmek önem taşıyor.
Diğer önemli maden rezervleri şöyle:
-Çinko-kurşun: Türkiye'nin metal içeriği olarak 860 bin ton kurşun, 2,3 milyon ton çinko rezervi bulunuyor.
-Demir: Ortalama yüzde 50-55 tenörlü işletilebilir demir rezervi toplamı 113 milyon ton dolayında bulunuyor.
-Krom cevheri:Türkiye'nin krom rezervi 26 milyon ton civarında.
-Bor: Türkiye 3 milyar 66 milyon ton olan bor rezervleri ile dünya bor potansiyelinin yüzde 72'sini elinde bulunduruyor.
-Alüminyum: Alüminyum üretimine uygun boksit rezervi 87 milyon ton civarında bulunuyor.
-Bakır:Türkiye'de toplam bakır rezervi, metal içeriği olarak 1,5 milyon ton bakır düzeyinde bulunuyor. Ekonomik olarak değerlendirilmeyen düşük tenörlü bakır kaynakları dahil edildiğinde toplam bakır kaynağı metal içeriği olarak 3,5 milyon tonu buluyor.
-Trona:Türkiye'nin Beypazarı ve Kazan yataklarıyla beraber toplam trona rezervi 836 milyon ton düzeyinde.
-Alçıtaşı: Büyük alçıtaşı potansiyeline sahip olan Türkiye'nin rezervleri tam olarak belirlenmedi. Yıllık alçı taşı üretimi 3 milyon ton civarında.
-Mermer ve doğal taşlar: Türkiye'nin 80 bölgesinde 150'den fazla değişik renk, desen, ve kalitede mermer rezervleri bulunuyor. Türkiye'nin mermer potansiyelinin 5,1 milyar metreküp civarında olduğu tahmin ediliyor.
-Seramik ve cam ham maddeleri: Sektörün ana ham maddesini kuvars, kuvarsit, kuvars kumu, feldspat, kil ve kaolen oluşturuyor. Türkiye'de 89 milyon ton kaolen, 354 milyon ton seramik ve refrakter kil, 239 milyon ton feldspat, 1,3 milyar ton kuvars kumu, 2,3 milyar ton kuvars-kuvarsit potansiyeli bulunuyor.
-Çimento ve diğer yapı malzemeleri:İnşaat sektöründe büyük oranda hafif yapı elemanı ve beton agregası olarak da kullanılan ponza potansiyeli 1,5 milyar metreküp, perlit potansiyeli ise 5,7 milyar ton düzeyinde.
-Bentonit: Türkiye'de Ankara Çankırı, Tokat, Edirne ve Ordu illerinde yoğunlaşan değişik alanlarda kullanılabilir 250 milyon ton bentonit rezervi bulunuyor.
-Manyezit: 41-48 manyezit içerikli 111 milyon ton manyezit rezervi bulunuyor.

Başlıca Madenlerimiz
1.Demir: Demir çelik Endüstrisinin ham maddesidir. Yurdumuzda birçok yerde çıkartılmaktadır. Divriği (Sivas), Hekimhan-Hasan çelebi (Malatya) Eymir, Kayseri, Torbalıda çıkartılmaktadır.
Çıkarılan madenler Karabük, Ereğli, Kırıkkale ve İskenderun'daki demir-çelik fabrikalarında işletilmektedir.
2.Bakır: İyi bir iletken olduğundan elektrik işlerinde kullanılmaktadır. Türkiye'de en fazla Karadeniz bölgesinde çıkartılır. Özellikle: Rize (Çayeli), Kastamonu (Küre), Artvin (Murgul), Elazığ (Maden) Diyarbakır (Erganide) çıkartılmakta ve Samsunda İşletilmektedir.
3.Krom: Paslanmaz özelliğinden dolayı geniş kullanım alanı vardır. Türkiye üretimde ve ihracatta birinci durumdadır. Özellikle: Fethiye, Köyceğiz, Dalaman (Muğla), Kütahya, Bursa, Eskişehir arası Guleman (Elazığ) ve Aladağ’da çıkarılmaktadır.
Bu çıkarılan madenler Antalya ve Elazığ'daki işletmelerde işlenmektedir.
4.Bor Mineralleri: Geniş bir kullanım alanına sahiptir. Ortalama bin dalda kullanım alanı vardır. Dünyada ki Bor Minerallerinin %80 sahibiz. Ama işletme imkanımız çok fazla değildir. Özellikle Jet yakıtlarında, roketlerde, Gübre, Boya ve Temizlik maddelerinde kullanılır. Özellikle: Balıkesir civarında, Emet (Kütahya) Seyitgazi(Eskişehir)ve Bursa'da çıkartılır.
Çıkartılan bu madenler Bandırma Asitborik fabrikasında işlenir.
5.Boksit: Alüminyumun hammaddesi olan Boksit; uçak, otomotiv, ev eşyaları yapımında kullanılır. Konya’nın Seydişehir ve Antalya'nın Akseki ilçesinde çıkartılır çıkartılan bu madenler Seydişehir Alüminyum tesislerinde işlenir.
6.Kükürt: Kimyada ve bağcılık ta kullanılır. Ağrı (Dİyadin9,Isparta (Keçi borlu), Simav (Kütahya'da )Çıkartılır. Bu maden de Isparta Keçiborlu’da işletilir. (Şu anda çalışmamaktadır.)
7.Civa: Tıpta ve termometre yapımında kullanılır. Tek sıvı madendir. Balıkesir(Gönen)Konya (Sarayönü)İzmir (ödemiş ve Karaburun'da ) çıkartılır.
8.Manganez: Demir, çelik endüstrisinde kullanılır. Artvin (Borçka) ve Zonguldak (Ereğli) çıkartılır.
9.Zımpara Taşı(Korindon): Zımpara kağıdı ve özel zımpara yapımında kullanılır. İzmir (Tire), Aydın (Söke), Denizli (Buldan) Muğla'da (Milas ve Yatağan’da ) çıkartılır.
10.Mermer: İnşaat malzemesi olarak kullanılır. Özellikle Marmara adasında, Afyonda ve Balıkesir Bandırmada çıkartılır. Ayrıca Kırşehir’de Onixs adıyla bilinen yeşil mermer çıkartılmaktadır.
11.Fosfat: Suni gübre yapımında kullanılır. Özellikle Mardin Mazıdağı'nda çıkartılır. Ve burada işlenir. Dünya’da Fas, Cezayir ve Tunus öndedir.
12. Volfram: Kaliteli çelik ve yüksek ısıya dayanıklı boya yapımında kullanılır. Bursa Uludağ'da çıkartılır. Ama şu anda işletilmemektedir.
13.Lületaşı: Biblo ve süs eşyası yapımında kullanılır. Eskişehir'de çıkartılır.
14.Oltu Taşı: Tespih yapımında kullanılır. Erzurum'da çıkartılır.
15.Kuşun-Çinko: İkisi bir arada bulunan madendir. Gümüş ile karışık halde de bulunur. Önemli yatakları: Rize (Çayeli), Artvin (Borçka ) Kayseri, Elazığ ve İzmir’dedir.
Elazığ-Keban'daki simli kurşun ve Kayseri Çinkur’da işletilir. (Kayseri çin-kur şuanda işletilmemekte)
16.Tuz: Denizlerden, göllerden ve kayalardan elde edilir. Ülkemizde en fazla tuz çıkarımı İzmir-Çam altı tuzlası ile Tuz gölünden yapılır. Ayrıca; Çankırı, Erzincan, Kars, Van, Yozgat gibi illerden de çıkartılmaktadır.
ENERJİ KAYNAKLARI
1.Taşkömürü: Maden kömürü de denir. 1. jeolojik zamanda oluştuğu için kalori değeri yüksektir. Bundan dolayı sadece Demir-Çelik fabrikalarında kullanılır. Türkiye’de sadece Zonguldak civarında çıkartılmaktadır.
2.Linyit: 3. jeolojik zamanda oluşmuştur. Kalori bakımından taşkömürüne göre azdır. Özellikle ev yakıtlarında ve termik santrallerde elektrik üretiminde kullanılır. Linyitin büyük bölümünü Ege bölgesi karşılar. Ege bölgesinde: Tavşanlı, Değirmisaz, Tunçbilek (Kütahya), Soma (Manisa), Yatağan, Seyitömer (muğla) Kardeniz’de Çeltek ve Amasya’da çıkartılır. Bunlara bağlı olarak Yatağan, Soma, Tunçbilek, Değirmisaz ve Elbistan’da Termik santraller vardır.
3.Petrol: Hayvan ve bitki kalıntılarının yerin derinliklerinde uzun süreli basınç altında kalması sonucunda oluşur. Petrol genel olarak 3. Zamanda oluşmuştur. Günümüzde çok önemli bir enerji kaynağıdır. Ham petrolün arıtılması sonucunda Mazot, Fuel-oil, Benzin gaz yağı gibi ürünler ortaya çıkar. İlk petrol MTA tarafından Raman dağında bulunmuştur. Daha sonra Batman Kurtalan, Garzan ve Adıyaman’da bulunmuştur. Bu çıkartılan petroller:
Mersin (Ataş)
İzmit(İpraş)
İzmir(Aliağa)
Kırıkkale (Orta Anadolu) rafinerilerinde işlenir.
Ülkemizde petrolle çalışan termik santraller vardır.
İstanbul...........................Ambarlı
Karadeniz ........................Ereğli
Artvin.............................Hopa
Seydişehir........................Alüminyum tesisleri
4.Jeotermal Enerji: Yeraltından çıkan su buharından elde edilen enerjidir. Türkiye'nin genç oluşumlu olmasından dolayı kırık ve çatlaklara bağlı olarak sıcak su kaynakları çok fazladır. Denizli Sarayköy, İzmir Balçova, Aydın Germencik’te çıkarılmaktadır.
5.Hidroelektrik Enerjisi: Sudan elde edilen enerjidir. Ülkemizin yükseltisinin fazla olması ve akarsuların derin vadilerden akmasından dolayı buralardan enerji üretmek su potansiyeli bakımından önemlidir. Türkiye'de hidroelektrik enerji potansiyeli yükseltinin fazla olmasından dolayı Doğu Anadolu'da fazla iken Yükseltinin az olduğu Marmara bölgesinde azdır.
6.Doğal Gaz: Trakya Hamidabat ve Mardin Çamurluda elde edilir. Ama büyük şehirlerde tüketilenlerin büyük kısmı dışarıdan alınmaktadır. Özellikle Rusya ve Azerbaycan’dan. Hava kirliliğinin önlenmesi için önemli bir enerjidir.
14 Aralık 2015 Pazartesi
Ömer Faruk Hüsmüllü Özlü Sözler
*Zor durumda olup da
kurtarıcı bekleyen bir toplum, kurtulmayı unutsun. O toplumun her bireyi bir
kurtarıcı gibi mücadele ederse ancak o zaman kurtuluş mümkün olabilecektir.
*Gidene ah vah edersen,
elinde kalanı da tehlikeye atmış olursun.
*Cezasız kalan suç
yoktur. Her suçun cezası, işlendiği andan itibaren çekilmeye başlanır.
*Özür, hatalı isen
dilenir; hatasızken dilenirse bir meziyet olarak kabul görmez.
*Baharı beklerken kışı
kaçırmayasın!
*İnsandan ümidini
kesebilirsin; insanlıktan değil!
*Vardığın yer ulaşmak
istediğin nokta mıydı? Değilse, geri dönmenin yolunu bulabilecek misin?
*Gözyaşların vicdanının
sadakası yerine geçiyorsa, bol bol verebilirsin.
*Evinin içinde oturduğu
yerden, denizde fırtınaya yakalanmış kaptana akıl vermeye kalkan ukalâ, penceresini
zorlayan rüzgâr karşısında bile paniğe kapılır.
*Seni olduğun gibi kabul
etmiyor, değiştirmeye mi kalkıyor? Öyleyse, o seni gerçekte istemiyor demektir.
Çünkü sen, sen olmaktan çıktıysan “seni” istediğini nasıl söyleyebilir ki!
*Gülmeyi bilmeyen insandan
uzak durun. Çünkü o, ne yaşar ne de yaşatır.
*Sevgiye dayanan düşünce
zoru yener; sevgiye dayanmayan düşünce ise kolay karşısında bile bocalar.
*Birine yardım etmek
istiyorsan, bunu öyle yap ki, o kişi sana karşı minnet duymasın.
*”Beni seversen, ben de
seni severim.” Diyenler, sevgi mal mı ki takas teklif ediyorsunuz?
*Gönül neden sever? Gönül
sebepsiz sever. Gönül nasıl sever? Gönül dolu dolu sever? Gönül neyi sever?
Gönül sevilmeye değer bulduğunu sever.
*Sevgisiz geçen bir
hayat, anlamsız bir rüya gibidir. Kolay kolay hatırlanmaz, hatırlandığında da
bir tat vermez.
*Özgürlüğün kıymetini
bilmek için, illâki özgürlüğümüzü kaybetmemiz gerekmiyor.
*Anneler-babalar erdemli
evlatlar yetiştirin, öğretmenler erdemli öğrenciler yetiştirin, toplumlar
erdemli vatandaşlar yetiştirin ki erdemli bir insanlık ortaya çıksın.
*Muhabbetinden
hoşlandığın kişi ile aranda, farkında olmadan bir sevgi köprüsü kuruluverir.
*Çağdaş toplumsal
sistemler insanların kazanımlarını artırdıkça mutsuzluklarını da artırmıştır.
Halbuki umulan tam tersi değil miydi?
*Aşk, ya acı verir ya da
zevk. Ne verirse versin gene de âşık, aşktan kolay kolay vaz geçmez.
*Masumun özgürlüğünü,
adalet adına kısıtlayan, adaleti katletme suçu işlemiştir.
*Çevresine umutsuzluk
aşılayanların hem iyi niyetinden hem de aklından şüphe ederim. Çünkü, bu işi en
iyi yapanlar kötü niyetli veya aptal kişilerdir.
*Birisi senin kölen
olmayı gönüllü olarak istese bile, bu aşağılayıcı ve kendine olan saygını yok
edici durumu kabul etme.
*Kulak duymak istediğini
duyabilir, göz görmek istediğini görebilir, dil ise söylemek istemediğini de
söyleyebilir. O nedenle her insana kulağını, gözünü ve dilini eğitmenin yolu
öğretilmeli.
*Bölüşmeyi bilmeyen
toplumlarda, kardeşlikten söz etmek, büyük bir yalandır.
*Zulüm gören, intikam
bıçağını bilemeye başlar.
*Bir toplumdaki
insanların tamamı ne iyidir ne de kötüdür. Yüzde onu iyi ise, yüzde onu da
kötüdür. Kötüler toplumun kilit noktalarına hâkim olursa kavga, adaletsizlik ve
huzursuzluk eksik olmaz; iyiler hâkim olursa refah, huzur ve mutluluk her
kesime yayılır.
*Ayna, neyi görmek
istersen onu gösterir. O nedenle orada her gördüğünü gerçek sanma.
*Susturan acı, konuşturan
acıdan çok daha etkilidir. O nedenle acısı olan insanları bırakın bağırsınlar,
ağlasınlar.
*Karşılaşılan bir
felaketin acısı, toplumum büyük bir çoğunluğu tarafından hissedilmiyorsa, orada
bir ayrışma, bir kopma var demektir.
*Açlık, kilit üstüne
kilit vurulmuş olan kapıları bile açtırır.
*Aç kalan zengin, aç
kalan yoksuldan daha tehlikelidir.
(Sayın okur! Bu çalışma burada
sonlandırılıyor. Bundan sonraki aşamada, yaptığınız eleştiri ve yorumlar da
dikkate alınarak gerekli düzeltme ve düzenlemeler yapılacak ve kitap olarak
bastırılacaktır. Katkılarınız için teşekkür ederim.)
Sayın Okur,
Aşağıdaki Aşk Üzerine Özlü Sözler, Ömer Faruk Hüsmüllü'nün yakında
basılacak olan ve internette yayımlandığında okurlardan oldukça ilgi
görmüş olan "Oruç Baba'dan Aforizmalar" kitabından küçük bir alıntıdır. Kitaptaki aforizmalar alıntı
olmayıp tamamı orijanildir.
Eleştiri, görüş ve önerilerinizi beklerim.
Bu ileti nedeniyle rahatsızlık verdi isem, lütfen hoş görün.
Saygılarımla...
Ömer Faruk Hüsmüllü
****
*-Her âşık, yaşadığı aşkın “son aşkı” olduğunu düşünür. Bazen
son’lara da “son” ekleyeceğimiz nedense aklımıza bile gelmez.
*-Her aşk en büyüktür. İnanmazsanız âşıklara sorunuz!
*-Her yerde aşk! Köşe başlarında, televizyonlarda, şarkılarda,
kırlarda, evlerde… her yerde; kısacası işportaya düşmüş bir aşk; ama ne
yazık ki gerçek alıcısı yok. Aşk da düzene uymuş, piyasa kuralları
geçerli. Yani arz-talep meselesi.
*-Âşık mısın? Ben bütün hastalara, biçarelere saygı duyarım!
*-Şüphe ve ihanet; aşk ile karşılaşmamak için kaçıyorlar, lakin
nereye kadar?
*-Âşık olduğumda ne kadar aptalmışım! Ne kadar aptalca konuşuyorum
değil mi?
*-Yalnızlık aşkın nedenidir; ama tek nedeni değildir.
*-Düşlerindeki sevgiliyle, gerçekteki birbirinden farklı mı? En
iyisi sen, gene yat ve düş görmeye devam et!
*-Âşık, aşkın açtığı yarasının kapanmasını hiç istemez. Çünkü aşk
yarası, onun kalbinde ölünceye kadar taşıyacağı madalyasıdır.
*-Âşığın namusu mu; namuslunun aşkı mı?
*-Mecnun olmasaydı,
Leyla’nın esamisi bile okunmazdı.
*-Âşıkları yargılamayacak kaç kişi var şu dünyada?
*-Dilleriyle anlaşamayıp da gözleri ile anlaşan insanlar gördüm,
ama gözleriyle anlaşamayıp da dilleriyle anlaşanlara hiç rastlamadım.
*-Âşıkların konuştuğu dili sadece âşıklar anlar.
*-“Bizimki geçek aşktır.”, ”Gerçek aşk şöyledir”, ”Yok gerçek aşk
böyledir.” Allah aşkına bu aşk denilen şeyin bir de sahtesi mi var da gerçeğine
bu kadar çok vurgu yapılıyor?
*-İnsan ömrü biter, ama karşılıksız aşklar kolay kolay bitmezler.
*-Aşk bazı insanlarda bir şeylerden kaçış olarak başlar; ama gene
aynı kişilerde kaçılan şeye dönüş ile biter.
*-Aşk cesarettir, aşk çılgınlıktır; çoğu zaman da aşk, yeniden
varoluş umuduyla bir tükeniştir.
*-Aşk dağın zirvesindeki kar gibidir. Karı zirveden alıp aşağıya
indirirsen erir; aşkı zirveden indirirsen biter, ölür.
*-Aşk deniz gibidir. Bazen oldukça sakindir, bazen hafif
dalgalıdır, bazen ise gemileri batıracak kadar şiddetlidir.
*-Aşk denizinde boğulmaya gönüllü, o kadar çok insan var ki!
*-Aşk; efendiyi de köleyi de, zengini de fakiri de eşit kılar.
Çünkü onlar sadece âşıktırlar.
*-Aşk motorunun yakıtı çabadır, emektir. Yakıt kalitesiz ya da az
ise, motor tekler; bitince ise stop eder.
*-Aşk varsa çirkinlik yoktur, kötülük yoktur ve bazen de mantık
yoktur.
*-Aşk yarasını geçirecek ilaç henüz bulunamadı; ama iyi para
getireceği düşüncesiyle çok sayıda uyanık tarafından araştırılıyor.
*-Aşk, aklı aciz bıraktı!
*-Aşk, çok basittir, öğrenmesi kolaydır, diploma filan da
gerektirmez. İşte o yüzdendir ki herkes tarafından bilinir.
*-Aşk, en az bir asır sürerdi eskiden, şimdi ise o güzelim aşkı
dakikalara indirdiler.
*-Aşk, en kaba insanları bile yontabilen bir araçtır.
*-Aşk, gelmeden önce kalbimizin kapısını çalıp bizden izin
istemez. Ansızın geliverir ve ansızın da gidiverir.
*-Aşk, kalbe sevgi pompalayan bir emme-basma tulumbadır.
*-Aşk, kendisinin dışındaki etkinliklere izin vermeyen bir
despottur.
*-Aşk, ya acı verir ya da zevk. Ne verirse versin gene de âşık,
aşktan kolay kolay vaz geçmez.
*-Aşk, yoğun bir sis gibidir. Birçok şeyi görmeyi engeller. Zaten
o şeyleri görmeye başladığında da aşk bitti demektir.
*-Aşkı algılayacak, yaşayacak ve yaşatacak büyük bir ruh gerek.
*-Aşkı ayrılık güçlendirir, ama ayrılığı bitirme gücü veren de
aşktır.
*-Aşkı bana
anlatmakla vakit geçirme; git ve yaşa!
*-Aşkı başlatan ya sözdür, ya gözdür, ya tendir, ya da dildir.
*-Aşkı bir kere kirletti isen, boşuna onu temizlemek için uğraşma.
*-Aşkı karşılıksız kalan birinin sızlanması: Kötü bir kalp ve ona
inanan zavallı bir kalbin beyhude çırpınışı…
*-Aşkı, bir kere yaralayabilirsin ve bu yaralama da onu mutlaka
ölüme götürür.
*-Aşkın aşısı gene aşkın kendisidir.
*-Aşkın ateşinin yaktığı âşık, onu söndürmenin yollarını aramaz.
*-Aşkın dili şifrelidir ve bu dili anlayabilen de sadece iki
kişidir.
*-Aşkın güzelleştirmediği bir tane bile insan bulamazsınız.
*-Aşkın ışığında boğulmaya gönüllü, o kadar çok insan var ki…
*-Aşkın kapısı iki tanedir. Birisi hem giriş hem de çıkış içindir;
diğerinde ise sadece çıkış vardır.
*-Gül dikeninden şikayet etmiyor da, sen niye sevdiğinden
şikayetçisin?
*-Aşkın kesinlikle iyileştiren ilâcı, başka bir aşktır.
* -İnsanlar ya beyinleri ile, ya da yürekleri ile severler; ikisi
ile birlikte sevenler, o kadar az ki…
*-Aşkın mezarı olmaz, çünkü aşk ölünce, uçar ve göklerde kaybolur.
İstediğin kadar bekle veya ara; asla geri dönmeyecektir.
*-İçin yanmıyorsa, gözlerin her ayrıntıyı görüyor ve kulakların her
sesi duyuyorsa, sen âşık değilsin arkadaş; boşuna kendini kandırma!
İnsani Gelişmişlik, Yasemin Çongar
Yasemin Çongar 22.09.2009
Bayram çocukları
Dün akşam, bu yazıyı yazmak için masama oturmadan önce,
Anadolu Ajansı’ndan Ali İhsan Öztürk’ün çektiği fotoğrafları gördüm.
Van Bahçesaray’dan birkaç kare...
Bayramı geçirmek için Bahçesaray yaylalarına çıkan Siirtli göçerler vardı o karelerde.
Yüzlerine baktım.
Kirin ve fakirliğin gölgelediği çocuk çehrelerine...
Nasıl da tanıdıktılar.
Nasıl da eskiydiler.
Nasıl da “siyah bir neşesizlik” içindeydiler.
Zeyniler Köyü’nün çocuklarını böyle anlatmaz mıydı Feride?
“Bu köyün evleri, sokakları, mezarları gibi çocuklarında da siyah bir neşesizlik var. Renksiz dudakları gülmenin ne olduğunu bilmiyor; durgun gözleri ağır bir melal içinde ölümü düşünüyor gibi.”
Reşat Nuri Güntekin’in 1922 yılında yazdığı bu satırlar, Çalıkuşu, Cumhuriyet’in bütün kuşaklarının okuduğu bir roman olduğu için değil sadece, aynı zamanda ve ne yazık ki bu satırlardaki portre seksen altı yıllık Cumhuriyet’in bugününe de ait olduğu için hâlâ capcanlı gelmiyor mu bize?
Üstelik sadece, geçenlerde bizi iftarda ağırlayan okurumuz Muhammed Affan’ın memleketinden söz ederken muzipçe hatırlattığı gibi “üç ay Van’a, dokuz ay Allah’a bağlı” olan Bahçesaray ve benzeri “uzak” köşelerinde değil bu memleketin, sadece Doğu’da değil, Batı’daki büyük kentlere göç edenlerin yerleştiği derme çatma mahallelerde de biraz dolaştığınızda hâlâ “siyah bir neşesizlik” içindeki çocuklara rastlamıyor musunuz siz de?..
Biliyorum, çoğunuz itiraz edeceksiniz; “Türkiye çok gelişti” diyeceksiniz.
Ve haklısınız; Türkiye tabii çok gelişti, çok kalkındı.
Bu kalkınmayı, memleketin her yanında da görmek mümkün üstelik...
Ama gelişmişliğin somut ölçülerine bakınca, seksen altı yıllık Cumhuriyet’in değil bir “kalkınma mucizesi” yaratmak, bir “başarı öyküsü” yazdığını bile söylemek imkânsız.
Zira, gelişmişliğin somut ölçüleri, seçeneklerle ilgili.
Gelişmişlik, bir memleketin çocuklarına sunduğu tercih hakkıyla ölçülüyor bugün.
Birleşmiş Milletler’in İnsani Gelişmişlik Raporları’nın fikir babası Mahbub ül Hak’ın deyişiyle, “gelişmenin temel hedefi, insanların tercihlerini genişletmek” zira.
Ül Hak, bu hedefe ulaşma kriterini, yani tercihlerimizin genişliğini ölçmenin yöntemini de belirleyen adam aynı zamanda.
“Bilgiye ulaşma hakkı,” bu ölçümde Ül Hak’ın temel aldığı kıstaslardan biri.
Bu hakkın bir ülkede ne ölçüde kullanılabildiği, o ülkenin “insani gelişmişlik” notunun belirlenmesinde birinci derecede etkili oluyor.
Okur-yazarlık ve okullaşma oranları üzerinden ölçülen “bilgiye ulaşma hakkı,” ülkelerin Birleşmiş Milletler İnsan Gelişmişlik Endeksi’ndeki yerini de belirliyor.
Seksen altı yıllık Cumhuriyet Türkiye’si, bu endekste 76’ncı sırada, yani insani gelişmişlik düzeyi “ileri” sayılan ülkeler arasında değil; “orta” bölümde yer alan ülkelerin başında.
Ve Türkiye’nin insani gelişmişliğinin, dünyadaki 75 ülkenin gerisinden gelmesindeki en büyük etmen, ilköğretim ve lise düzeyinde okullaşma oranının düşük olması.
Nitekim bu oran bazında, Türkiye dünya sıralamasında 106’ncı durumda, yani bırakın “ileri derecede gelişmiş” ülkeleri, orta derecede gelişmiş” sayılan otuz kadar ülkenin de gerisinde.
Bunları, sadece Bahçesaray’daki göçer çocukların fotoğrafına baktığım için yazmıyorum.
Bu yazının vesilesi, İlköğretim Genel Müdürü İbrahim Er’in dünkü açıklaması oldu.
Esasen, Çalıkuşu’nu aklıma düşüren de bu açıklama.
Er, özetle, Türkiye’de tam 453 bin ilköğretim öğrencisinin, yaşlarına ve seviyelerine uygun sınıflar yerine “birleştirilmiş sınıflar”da okumak zorunda olduğunu söyledi dün.
Yani, Cumhuriyet’in, yarım milyon çocuğuna, yaşına ve seviyesine uygun bir sınıf veremediğini söyledi.
Dahası, ilköğretim çağındaki 129 bini kız 229 bin çocuğun okula gitmediğini de açıkladı.
Basit bir hesapla, Türkiye’de 680 binden fazla çocuğun, hak ettiği eğitimi ya hiç alamadığını ya da birleştirilmiş sınıflarda yarım yamalak aldığını anlattı.
Velhasıl, bugün hâlâ, tercih hakkı daha en baştan sınırlanmış, seçenekleri hayatlarının ilk yıllarından itibaren kısıtlanarak hayata hazırlanan çocukların memleketi burası.
Reşat Nuri Güntekin’in, köy çocuklarının yüzünde gördüğü siyah neşesizliğin seksen yedi yıl sonra bize çok tanıdık gelmesi asıl bundan bence.
Bayramınız kutlu olsun.
Van Bahçesaray’dan birkaç kare...
Bayramı geçirmek için Bahçesaray yaylalarına çıkan Siirtli göçerler vardı o karelerde.
Yüzlerine baktım.
Kirin ve fakirliğin gölgelediği çocuk çehrelerine...
Nasıl da tanıdıktılar.
Nasıl da eskiydiler.
Nasıl da “siyah bir neşesizlik” içindeydiler.
Zeyniler Köyü’nün çocuklarını böyle anlatmaz mıydı Feride?
“Bu köyün evleri, sokakları, mezarları gibi çocuklarında da siyah bir neşesizlik var. Renksiz dudakları gülmenin ne olduğunu bilmiyor; durgun gözleri ağır bir melal içinde ölümü düşünüyor gibi.”
Reşat Nuri Güntekin’in 1922 yılında yazdığı bu satırlar, Çalıkuşu, Cumhuriyet’in bütün kuşaklarının okuduğu bir roman olduğu için değil sadece, aynı zamanda ve ne yazık ki bu satırlardaki portre seksen altı yıllık Cumhuriyet’in bugününe de ait olduğu için hâlâ capcanlı gelmiyor mu bize?
Üstelik sadece, geçenlerde bizi iftarda ağırlayan okurumuz Muhammed Affan’ın memleketinden söz ederken muzipçe hatırlattığı gibi “üç ay Van’a, dokuz ay Allah’a bağlı” olan Bahçesaray ve benzeri “uzak” köşelerinde değil bu memleketin, sadece Doğu’da değil, Batı’daki büyük kentlere göç edenlerin yerleştiği derme çatma mahallelerde de biraz dolaştığınızda hâlâ “siyah bir neşesizlik” içindeki çocuklara rastlamıyor musunuz siz de?..
Biliyorum, çoğunuz itiraz edeceksiniz; “Türkiye çok gelişti” diyeceksiniz.
Ve haklısınız; Türkiye tabii çok gelişti, çok kalkındı.
Bu kalkınmayı, memleketin her yanında da görmek mümkün üstelik...
Ama gelişmişliğin somut ölçülerine bakınca, seksen altı yıllık Cumhuriyet’in değil bir “kalkınma mucizesi” yaratmak, bir “başarı öyküsü” yazdığını bile söylemek imkânsız.
Zira, gelişmişliğin somut ölçüleri, seçeneklerle ilgili.
Gelişmişlik, bir memleketin çocuklarına sunduğu tercih hakkıyla ölçülüyor bugün.
Birleşmiş Milletler’in İnsani Gelişmişlik Raporları’nın fikir babası Mahbub ül Hak’ın deyişiyle, “gelişmenin temel hedefi, insanların tercihlerini genişletmek” zira.
Ül Hak, bu hedefe ulaşma kriterini, yani tercihlerimizin genişliğini ölçmenin yöntemini de belirleyen adam aynı zamanda.
“Bilgiye ulaşma hakkı,” bu ölçümde Ül Hak’ın temel aldığı kıstaslardan biri.
Bu hakkın bir ülkede ne ölçüde kullanılabildiği, o ülkenin “insani gelişmişlik” notunun belirlenmesinde birinci derecede etkili oluyor.
Okur-yazarlık ve okullaşma oranları üzerinden ölçülen “bilgiye ulaşma hakkı,” ülkelerin Birleşmiş Milletler İnsan Gelişmişlik Endeksi’ndeki yerini de belirliyor.
Seksen altı yıllık Cumhuriyet Türkiye’si, bu endekste 76’ncı sırada, yani insani gelişmişlik düzeyi “ileri” sayılan ülkeler arasında değil; “orta” bölümde yer alan ülkelerin başında.
Ve Türkiye’nin insani gelişmişliğinin, dünyadaki 75 ülkenin gerisinden gelmesindeki en büyük etmen, ilköğretim ve lise düzeyinde okullaşma oranının düşük olması.
Nitekim bu oran bazında, Türkiye dünya sıralamasında 106’ncı durumda, yani bırakın “ileri derecede gelişmiş” ülkeleri, orta derecede gelişmiş” sayılan otuz kadar ülkenin de gerisinde.
Bunları, sadece Bahçesaray’daki göçer çocukların fotoğrafına baktığım için yazmıyorum.
Bu yazının vesilesi, İlköğretim Genel Müdürü İbrahim Er’in dünkü açıklaması oldu.
Esasen, Çalıkuşu’nu aklıma düşüren de bu açıklama.
Er, özetle, Türkiye’de tam 453 bin ilköğretim öğrencisinin, yaşlarına ve seviyelerine uygun sınıflar yerine “birleştirilmiş sınıflar”da okumak zorunda olduğunu söyledi dün.
Yani, Cumhuriyet’in, yarım milyon çocuğuna, yaşına ve seviyesine uygun bir sınıf veremediğini söyledi.
Dahası, ilköğretim çağındaki 129 bini kız 229 bin çocuğun okula gitmediğini de açıkladı.
Basit bir hesapla, Türkiye’de 680 binden fazla çocuğun, hak ettiği eğitimi ya hiç alamadığını ya da birleştirilmiş sınıflarda yarım yamalak aldığını anlattı.
Velhasıl, bugün hâlâ, tercih hakkı daha en baştan sınırlanmış, seçenekleri hayatlarının ilk yıllarından itibaren kısıtlanarak hayata hazırlanan çocukların memleketi burası.
Reşat Nuri Güntekin’in, köy çocuklarının yüzünde gördüğü siyah neşesizliğin seksen yedi yıl sonra bize çok tanıdık gelmesi asıl bundan bence.
Bayramınız kutlu olsun.
cinsiyete bağlı gelişme endeksi
TÜRKİYE 177 ÜLKE ARASINDA 84’ÜNCÜ
Türkiye’nin
insani gelişme endeksi 0.775 ve bu endeks ülkeyi, verisi mevcut olan 177 ülke
arasında 84. sıraya koyuyor. Geçen senenin İnsani Gelişme Raporu’nda ise,
Türkiye’nin insani gelişme endeksi 0.757’ydi ve bu endeks ülkeyi 177 ülke
arasında 92. sıraya koyuyordu. Dolayısıyla Türkiye geçen senenin raporu ile bu
senenin raporu arasında sıralamada 8 basamak yükseldi.
İnsani
Gelişme Endeksi (HDI), insani gelişmenin üç boyuttaki ortalama seviyesini uzun
dönemde gözlemlemek için kullanılan özet bir ölçüttür. Bu boyutlar: uzun ve
sağlıklı bir yaşam, bilgiye erişim ve iyi bir yaşam standardı. Bu temel
boyutlar; doğumdan sonra ortalama ömür, yetişkinlerde okur-yazarlık oranı,
ilköğretim, ikinci öğretim ve üçüncü öğretime brüt kayıt olma oranı ve alım
gücü paritesinin1 dolarla ölçülen kişi başına düşen gayrısafi milli
hasıla ile ölçülür (PPP US$). 2005 yılı verilerine göre Türkiye’nin İnsani
Gelişme Endeksi değeri 0.775’tir.
İnsani Gelişme
Raporu’nda (HDR)
yayınlanan İnsani Gelişme Endeksi, uluslararası veri örgütlerinden2
her yıl alınan mevcut verilerle hesaplanıyor. Verinin elde edildiği zaman ile
İnsani Gelişme Raporu’nun yayınladığı zaman arasında genelde iki yıl oluyor. Bu
nedenle, 2007/2008 İnsani Gelişme Raporu’ndaki değerler ve sıralamalar 2005
yılının verilerine göre yapıldı. Bu bilgi notu, hem geçen senenin İnsani
Gelişme Raporu (HDR 2006) ile bu seneki rapor (HDR 2007/2008) arasındaki gözle
görülür değişiklikleri inceliyor hem de en son elde edilen tutarlı verilere
dayanan gerçek değişiklikleri ele alıyor.
Raporlar arasında
gözle görülür HDI değişiklikleri
İki
rapor arasındaki İnsani Gelişme Endeksi değerleri ve sıralamalarındaki
değişiklikler, HDI’nin üç öğesinde yapılan güncellemelerin ve düzeltmelerin bir
sonucu olmasının yanısıra farklı ülkelerde insani gelişmenin seviyesindeki
gerçek değişikliklerin de sonucudur. Bu sebeplerden dolayı HDI değer ve sıralamaları HDR’ler arasında karşılaştırılabilir
değildir.
Her
yıl ilgili uluslararası örgütlerden alınan veriler, mümkün olan en yakın
yılların değerlerini içermenin yanısıra önceden basılan verileri etkileyecek
güncellemeleri ve yöntemsel düzenlemeleri de içerir. Dolayısıyla, farklı
yıllarda yayınlanmış İnsani Gelişme Endekslerindeki değer ve sıralamalar, bileşen
göstergelerdeki gerçek değişiklikleri yansıtmayabilir, bunun yerine
hesaplamalarda kullanılan verilerdeki düzenlemeleri yansıtır – hem ülkeye özgü
hem de diğer ülkelere dair.
2006
İnsani Gelişme Raporu’nda Türkiye, 0.757 HDI değeriyle 177 ülke ve bölge arasında
92’inci sırada yeralıyordu. Bu değer, rapor hazırlanırken, 2004 yılına ait
veriler kullanılarak hesaplandı. Bu verilere dayanarak, Türkiye’nin geçen
seneki rapor ile bu seneki rapor arasında 8 basamak atlayarak 0.018’lik bir
değer kazandığı görülüyor (tablo A’ya bakınız).
|
Tablo A: (2006
HDR'sindeki) 2004 HDI'sinin Türkiye için güncellenmiş verilerle
karşılaştırılması
|
||||||
|
|
HDI değeri
|
HDI sıralaması
|
Doğum sonrası ortalama ömür (yaş)
|
Yetişkinlerde
okur-yazarlık oranı (%)
|
İlköğretim,
ortaöğretim ve üçüncü öğretime brüt kaydolma oranı (%)
|
Kişi başı GSYİH (PPP
US$)
|
|
2004*
Önceki verilere dayanarak
|
0.757
|
92
|
68.9
|
87.4
|
69.1
|
7,753
|
|
Şu
anki verilere dayanarak
|
|
|
|
|
|
|
|
2004
|
0.771
|
83
|
71.2
|
87.4
|
69.1
|
7,930
|
|
2005*
|
0.775
|
84
|
71.4
|
87.4
|
68.7
|
8,407
|
* 2006 HDR’sindeki HDI
** 2007/2008 HDR’sindeki HDI
Ancak,
uluslararası veri örgütlerinden alınmış en güncel veri dizileri kullanılmış
olsaydı, Türkiye’nin 2004 yılı için HDI değerinin 0.771 olması gerekirdi,
güncellemeler mevcut olsaydı ve son raporda kullanılmış olsalardı, bu, ülkeyi
83’üncü sıraya yerleştirirdi. Bu bilgilerin ışığında Türkiye 8 basamak
yükselmek yerinde 1 basamak düştü ve HDI değeri 0.018’lik bir artış yerine
0.004’lük bir artış gösterdi. HDI değerindeki değişiklik, kişi başı GSYİH’daki
güncellemeler (2005’e sabit PPP US$) ve doğumdan itibaren ortalama ömürdeki
yeni tahminler sonucu oluştu – bu değerler geçen senenin raporundaki
değerlerden daha yüksek ve iki rapor arasında HDI değerindeki gözle görülür
artışı açıklıyor.
Türkiye’nin
insani gelişme endeksi 0.775 ve bu endeks ülkeyi, verisi mevcut olan 177 ülke
arasında 84. sıraya koyuyor (Tablo 1).
|
Tablo 1: Türkiye’nin
insani gelişim endeksi 2005
|
||||
|
HDI Değeri
|
Doğumdan itibaren ortalama ömür (yaş olarak)
|
Yetişkin okur-yazarlık oranı (% 15 ve üstü yaş)
|
İlköğretim, ortaöğretim ve yükseköğretim brüt kayıt
oranı (%)
|
Kişi başına GSYİH (PPP, US$)
|
|
1.İzlanda
(0.968)
|
1.Japonya
(82.3)
|
1.Gürcistan
(100.0)
|
1.Avustralya
(113.0)
|
1.Lüksemburg
(60,228)
|
|
82.Gırnata
(0.777)
|
83.Dominik
Cumhuriyeti (71.5)
|
67.Peru
(87.9)
|
106.Bosna
Hersek (69.0)
|
64.Bulgaristan
(9,032)
|
|
83.Ermenistan
(0.775)
|
84.Lübnan
(71.5)
|
68.Malta
(87.9)
|
107.Saint
Vincent ve Grenadinler (68.9)
|
65.Tayland
(8,677)
|
|
84.Türkiye
(0.775)
|
85.Türkiye
(71.4)
|
69.Türkiye
(87.4)
|
108.Türkiye
(68.7)
|
66.Türkiye
(8,407)
|
|
85.Surinam
(0.774)
|
86.El
Salvador (71.3)
|
70.Dominik
Cumhuriyeti (87.0)
|
109.Arnavutluk
(68.6)
|
67.Brezilya
(8,402)
|
|
86.Ürdün
(0.773)
|
87.Paraguay
(71.3)
|
71.Ekvatoral
Gine (87.0)
|
110.Endonezya
(68.2)
|
68.Tunus
(8,371)
|
|
177.Sierra
Leone (0.336)
|
177.Zambia
(40.5)
|
139.Burkina
Faso (23.6)
|
172.Nijerya
(22.7)
|
174.Malawi
(667)
|
Şekil 1:
İnsani gelişme endeksi
gelirden daha bütüncül bir resim ortaya koyuyor

2005
yılına atıfta bulunan bu senenin insani gelişme endeksi, birbirine bağlı
dünyamızı bölmeye devam eden refah ve yaşam fırsatları arasındaki uçurumun
altını çiziyor. İnsanların hayatlarının ve fırsatlarının en temel unsurlarını
inceleyerek bir ülkenin gelişimini GSYİH gibi endekslerden çok daha eksiksiz
bir şekilde resmediyor. Şekil 2, Türkiye
ile aynı insani gelişme endeksi seviyesinde olan Arnavutluk gibi ülkelerin
nasıl çok farklı gelir düzeyleri olabileceğini gösteriyor.
İnsani
gelişme endeksinin öğelerinden sadece gelir ve brüt kayıt kısa dönem politika
değişikliklerine göre değişiklik gösterebiliyor. Bu sebeple, insani gelişme
endeksinde zaman içinde oluşan değişiklikleri incelemek önemlidir.
İnsani
Gelişme Endeksindeki eğilimler bu yönden önemli bir şey anlatıyor. 1970’lerin
ortalarından beri hemen hemen tüm bölgeler insani gelişme endeksi puanını
kademeli olarak yükseltiyor. Doğu Asya ve Güney Asya 1990 yılından beri
ilerlemelerini hızlandırdılar. Orta Avrupa, Doğu Avrupa ve Bağımsız Devletler
Topluluğu da, 1990’ların ilk yarısının katastrofik düşüşünden sonra, düşüş
öncesi seviyelerine yeniden yükseldiler. En önemli istisna Afrika’nın güneyi...
1990 yılından bu yana bir bakıma ekonomik gerileme yüzünden ama daha da
önemlisi HIV/AIDS’in ortalama ömür üzerinde oluşturduğu etkiden dolayı ilerleme
duraklamaya girdi.
Şekil 2: İnsani
Gelişme Endeksi Eğilimleri

İnsani Gelişmede uzun
vadeli eğilimler
İnsani
Gelişme Endeksi, insani gelişmedeki kısa vadeli ilerlemeleri ölçmek üzere
tasarlanmadı çünkü endeksin bazı öğeleri kısa vadeli politika
değişikliklerinden etkilenmiyor. Bu özellikle yetişkinlerde okur-yazarlık oranı
ve doğumdan itibaren ortalama ömür için geçerli. Durum böyle olduğu için,
insani gelişmedeki gerçek değişiklikleri tespit etmek için orta ve uzun vadede
karşılaştırılması öneriliyor.
Örneğin,
Türkiye için temel insani gelişme göstergelerindeki ilerleme, son 15 yıldır
tutarlı. Ülke, 1990 ve 2005 yılları arasında tüm göstergelerde ilerleme
kaydetti. Bu süre zarfında, doğumdan itibaren ortalama ömür yaklaşık 7 yaş
kadar arttı, kişi başına düşen gayrısafi yurtiçi hasıla üçte bir oranında arttı
ve yetişkinlerde okur-yazarlık oranı yüzde 10 ilköğretim, ortaöğretim ve üçüncü
öğretime brüt kayıt oranı ise yüzde 14 puan kadar artış gösterdi. Bu
değişikliklerin toplam sonucu İnsani Gelişme Endeksi değerindeki bir gelişmedir
(tablo B’ye bakınız).
|
Tablo
B: Türkiye'nin HDI eğilimleri (son veri dizisine dayanarak)
|
|||||
|
|
Doğum itibariyle ortalama ömür (yaş)
|
Yetişkinlerde okur-yazarlık oranı (15 yaş ve üstü %)
|
İlköğretim, ortaöğretim ve üçüncü öğretime brüt
kaydolma oranı (%)
|
Kişi başı GSYİH (2005 PPP US$)
|
HDI
|
|
1990*
|
64.6
|
77.9
|
55.2
|
6,144
|
0.683
|
|
1995*
|
67.6
|
81.8
|
59.3
|
6,545
|
0.717
|
|
2000*
|
70.0
|
85.0
|
68.1
|
7,273
|
0.753
|
|
2004*
|
71.2
|
87.4
|
69.1
|
7,930
|
0.771
|
|
2005
|
71.4
|
87.4
|
68.7
|
8,407
|
0.775
|
*
Bu yıllara denk gelen rakamlar HDRO tarafından daha önceden yayınlanan
rakamlarla aynı olamayabilir.
İnsani
Gelişme Endeksi hesaplanmadan önce, öğelerin göstergeleri, her gösterge için
seçilmiş minimum ve maksimum değerler kullanılarak endekslere çevriliyor
(HDI’nin hesaplanmasıyla ilgili daha detaylı bilgi için 2007/2008 İnsani
Gelişme Raporu’ndaki Teknik not 1’e
bakınız). Şekil 1 Türkiye’nin 1975 yılından beri her öğe endeksinin katkısını
gösteriyor.
Şekil 1: Türkiye’nin
HDI öğe göstergelerindeki eğilimler 1975-2005

Türkiye’nin HDI ilerlemesininin başka ülkelerle karşılaştırılmasının değerlendirilmesi
Ülkelerin uzun vadeli ilerlemelerini coğrafi açıdan yakın olan komşu ülkelerin ve benzer değerleri olan diğer ülkelerin HDI değerleriyle karşılaştırmak yararlıdır. Örneğin 1990’da, Türkiye, Ürdün ve Lübnan benzer HDI değerlerine sahipti. Tüm bu ülkeler 1990 ve 2005 yılları arasında HDI değerlerinde ilerlemeler gösterse de Türkiye bu iki ülkeye oranla daha fazla ilerleme gösterdi (şekil 2’ye bakınız). Türkiye’nin HDI değerindeki gelişme, tüm HDI öğelerindeki artışın bir sonucudur ki bu insani gelişmede gerçek ve düzenli bir ilerlemenin işaretidir.

Şu anda, Türkiye’nin 0.775’lik HDI değeri Ekonomi
İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı’na (OECD) üye ülkelerin bölgesel ortalaması
olan 0.916’nın çok altında... Ama gelişmekte olan tüm ülkelerin değeri olan
0.691’in ve orta derecede insani gelişme gösteren ülkelerin 0.698’lik değerinin
üstünde. Türkiye OECD bölgesindeki sıralamada sonuncu ve en yakın “HDI
komşuları“ Slovakya (42’inci sırada) ve Meksika (52’inci sırada) (tablo C’ye
bakınız).
|
Tablo C: Türkiye'nin OECD Bölgesi ve diğer bölgelere
oranla 2005 HDI göstergeleri
|
|
|||||
|
|
HDI
|
Sıralama
|
Doğumdan itibaren
ortalama ömür (yaş)
|
Yetişkin okur-yazarlık
(15 ve üstü %)
|
İlköğretim,
ortaöğretim ve üçüncü öğretime brüt kaydolma oranı (%)
|
Kişi başı GSYİH (PPP US$)
|
|
Slovakya
|
0.863
|
42
|
74.2
|
[99.0]
|
78.3
|
15,871
|
|
Meksika
|
0.829
|
52
|
75.6
|
91.6
|
75.6
|
10,751
|
|
Türkiye
|
0.775
|
84
|
71.4
|
87.4
|
68.7
|
8,407
|
|
OECD
|
0.916
|
__
|
78.3
|
..
|
88.6
|
29,197
|
|
Tüm
gelişmekte olan ülkeler
|
0.691
|
__
|
66.1
|
76.6
|
64.1
|
5,282
|
|
Orta
dereceli insani gelişme
|
0.698
|
__
|
67.5
|
78.0
|
65.3
|
4,876
|
Bu
yılın HDI’sini hesaplamakta kullanılan önemli veri kaynakları ve verilerdeki
önemli değişiklikler
Ülkeler arası karşılaştırmalar yapabilmek amacıyla, İnsani Gelişme Endeksi
önde gelen uluslararası veri örgütlerinden alınan ve rapor hazırlanırken mevcut
olan en güncel verilere dayanarak hesaplanıyor. Ulusal ve uluslararası veriler
arasındaki olası farklardan dolayı küresel İnsani Gelişme Raporu için
hazırlanan İnsani Gelişme Endeksi, bir ülkenin ulusal istatistiklerine dayanan
HDI’sinden farklı olabiliyor. Daha detaylı bilgi için Okuyucu Kılavuzu ve
2007/2008 İnsani Gelişme Raporu’ndaki tablolara bakınız.
Doğumdan itibaren
ortalama ömür: Türkiye için doğumdan itibaren
ortalama ömür tahminleri Dünya Nüfusuna Bakış 20063’dan (2006
Revision of World Population Prospects) alındı. Bu, Birleşmiş Milletler
Ekonomik ve Sosyal İşler Dairesi’nin Nüfus Departmanı tarafından ulusal kayıt
sistemleri, nüfus sayımları ve anketlerden alınan verilerle iki yılda bir
hazırlanan bir rapor.
Yetişkinlerde
okur-yazarlık4: Bu gösterge, 15 yaş ve
üstü okur-yazar yetişkinlerin oranını toplam yetişkin nüfusunun yüzdesi olarak
gösteriyor. İstatistiksel amaçlar doğrultusunda, okur-yazarlık günlük hayatında
kısa, basit bir cümleyi anlayarak okuyan ve yazan kişidir. Yetişkin
okur-yazarlık verileri Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü’nün
(UNESCO) İstatistik Enstitüsü’nden alınıyor. İstatistik Enstitüsü, yetişkin
okur-yazarlığın mevcut tüm ulusal tahminlerini kullanıyor. Bununla beraber,
verilerin elde edilişindeki yöntem ve zamanlamalardan dolayı, ülkeler arası ve
yıllar arası karşılaştırılmalar dikkatle yapılmalı. Daha detaylı bilgi için http://www.uis.unesco.org adresini
ziyaret ediniz.
Brüt kayıt oranları: Bu gösterge, yaşı kaç olursa olsun, ilköğretim, ortaöğretim, ortaöğretim
sonrası eğitim ve yüksek öğretim kurumlarına kaydolmuş öğrencilerin, teoride
okul yaşında olan nüfusuna oranla yüzdesini gösterir. Eğitim düzeyleri,
Uluslararası Eğitim Sınıflandırması Standartları’na (ISCED) göre okul öncesi,
ilköğretim, ortaöğretim, ortaöğretim sonrası ve yüksek öğretim olarak
sınıflandırılıyor ve bunlar da İstatistik Enstitüsü tarafından üretiliyor. Bu
bilgi, ülkelerden alınan kayıt verilerine (genelde idari kayıtlardan) ve
Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu’nun Dünya Nüfusuna Bakış 20045’tan
(2004 Revision of the World Population
Prospects) alınan verilere dayanıyor. Daha detaylı bilgi için http://www.uis.unesco.org adresini
ziyaret ediniz.
Kişi başına düşen GSYİH
(PPP US$): Yerel kurlardaki kişi başına düşen gayrısafi yurtiçi
hasıla ulusal hesaplardan alınıyor. Ülkeler arasında yaşam standartlarını
karşılaştırırken ekonomik istatistiklerin, ulusal fiyat seviyelerindeki
farklılıkları ortadan kaldırmak için Alım Gücü Paritelerine dönüştürülmesi
gerekiyor. Türkiye’nin İnsani Gelişme Endeksi’ni hesaplamak için kullanılan
kişi başına düşen GSYİH verileri, Dünya Bankası tarafından sağlanıyor. Dünya
Bankası tarafından kişi başına düşen GSYİH’sı hesaplanan 159 ülke için bu
sayılar son Uluslararası Karşılaştırma Programı’nın (ICP) anketlerinin son
fiyat verilerine dayanıyor. 1990’lı yıllarda yapılan son ICP anketleri 118
ülkeyi kapsıyordu.
KAYITSIZLIĞA YER YOK
Türkiye’nin
şu andaki İnsani Gelişme Endeksi değeri olan 0.775, değeri 0.916 olan Ekonomik
İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’ne üye ülkelerin bölgesel ortalamasının çok
altında. Türkiye’nin en yakın “HDI komşuları” 42. sıradaki Meksika ve 52.
sıradaki Slovakya. Türkiye’nin endeksini aşağıya çeken unsur okula brüt kayıt
oranı. Ayrıca HDI cinsiyet eşitsizliklerine göre ayarlanacak olsaydı, Türkiye
sıralamada 84 yerine 111. sırada olurdu. Bu, Türkiye’de cinsiyet
güçlendirilmesine verilmesi gereken sürekli dikkati gözler önüne seriyor.
İnsani
Gelişme Endeksi bir ülkenin insani gelişmesinin ortalama ilerlemesini ölçer.
Gelişmekte olan ülkeler için İnsani Yoksulluk Endeksi (HPI-1), insani gelişme
endeksiyle aynı olan insani gelişme boyutlarının başlangıç seviyesinin altında
olan insanların oranı üzerinde odaklanır. Bunlar, uzun ve sağlıklı bir yaşam
sürme, eğitime erişim ve iyi hayat standartları... Gelirden yoksunluğun da
ötesinde, HPI-1 “günde bir dolar” yoksulluk ölçümü için çok boyutlu bir
alternatifi temsil ediyor.
Türkiye’nin
HPI-1 değeri 9.2 ve bu değer ülkeyi, endeksi hesaplanmış 108 gelişmekte olan
ülke arasında 22. sıraya yerleştiriyor.
Gelişmekte
olan ülkeler için İnsani Yoksulluk Endeksi şiddetli sağlık yoksunluğuna oranla
40 yaşına kadar yaşaması beklenmeyen insanların oranını hesaplıyor. Eğitim,
yetişkinlerde okur yazar olmayanların oranı ile ölçülüyor ve iyi bir yaşam
standardı ise geliştirilmiş bir su kaynağına erişimi olmayan ve 5 yaşın
altında, yaşlarına göre zayıf olan çocukların oranının ağırlıksız ortalamasına
göre ölçülüyor. Tablo 2 Türkiye için bu değişkenlerin değerlerini gösteriyor ve
bu değerleri diğer ülkelerle karşılaştırıyor.
Tablo
2: Türkiye için insani yoksulluğun seçilmiş göstergeleri
|
İnsani Yoksulluk Endeksi (HPI-1) 2004
|
40 yaşa kadar yaşayamama ihtimali (%) 2004
|
Yetişkin Okumamışlık oranı (% 15 yaş ve üzeri) 2004
|
Geliştirilmiş su kaynağına erişimi olmayanlar (%) 2004
|
Yaşına göre zayıf çocuklar (% 0-5 yaş arası) 2004
|
|
1.Barbados
(3.0)
|
1.İzlanda
(1.4)
|
1.Estonya
(0.2)
|
1.Bulgaristan
(1)
|
1.Şili
(1)
|
|
20.Paraguay
(8.8)
|
70.Panama
(6.5)
|
92.Peru
(12.1)
|
14.Bosna
Hersek (3)
|
10.Singapur
(3)
|
|
21.Venezüela
(8.8)
|
71.Moldova
(6.5)
|
93.Malta
(12.1)
|
15.Arjantin
(4)
|
11.Tunus
(4)
|
|
22.Türkiye
(9.2)
|
72.Türkiye
(6.5)
|
94.Türkiye
(12.6)
|
16.Türkiye
(4)
|
12.Türkiye
(4)
|
|
23.Brezilya
(9.7)
|
73.Samoa
(6.6)
|
95.Dominik
Cum. (13.0)
|
17.Ukrayna
(4)
|
13.Arjantin
(4)
|
|
24.Tayland
(10.0)
|
74.Beyaz
Rusya (6.7)
|
96.Ekvatoral
Gine (13.0)
|
18.Arnavutluk
(4)
|
14.Ermenistan
(4)
|
|
108.Çad
(56.9)
|
173.Zimbabve
(57.4)
|
164.Burkina
Faso (76.4)
|
125.Etiyopya
(78)
|
134.Bangladeş
(48)
|
İnsani
Gelişme Endeksi bir ülkedeki ortalama başarıları ölçüyor ancak bu başarılardaki
cinsiyet eşitsizliğinin seviyesini içermiyor. 1995 yılında İnsani Gelişme
Raporu’nda tanıtılan Cinsiyete bağlı Gelişme Endeksi (GDI), başarıları aynı
boyutlarda ve İnsani Gelişme Endeksiyle aynı göstergelerle ölçüyor ama
başarılarda kadın ve erkek arasındaki eşitsizlikleri de kapsıyor. Basitçe
söylemek gerekirse İnsani Gelişme Endeksi’nin cinsiyet eşitsizliğine göre
tersine çevrilmiş hali... Temel insani gelişmede cinsiyet eşitsizliği ne kadar
fazlaysa, o ülkenin Cinsiyete bağlı Gelişme Endeksi, İnsani Gelişme Endeksi’ne
oranla daha düşüktür.
Türkiye’nin
0.763 olan Cinsiyete bağlı Gelişme Endeksi, 0.775 olan İnsani Gelişme
Endeksi’yle karşılaştırılmalıdır. Türkiye’nin GDI’si, HDI’sinin %98.5’idir. Hem
HDI hem de GDI değeri olan 156 ülke arasında, 111 ülke Türkiye’den daha iyi
oranlara sahip.
Tablo
3 Türkiye’nin GDI’sinin HDI’sine oranını diğer ülkelerle karşılaştırıyor ve
aynı zamanda GDI’nin hesaplanmasında yatan seçilmiş değerler için değerlerini
ortaya koyuyor.
Tablo
3: HDI’ye oranla GDI – bir cinsiyet eşitsizliği ölçütü
|
HDI’nin bir yüzdesi olarak GDI
|
Doğumdan itibaren ortalama ömür (yaş olarak) 2004
Erkeklerin bir
|
Yetişkin okur-yazar oranı (%15 yaş ve üstü) 2004
|
İlköğretim, ortaöğretim ve yükseköğretim brüt kayıt
oranı 2004
|
|
1.Maldivler
(100.4 %)
|
Rusya
Federasyonu (123.1%)
|
1.Lesoto
(122.5%)
|
1.Birleşik
Arap Emirlikleri (126.0%)
|
|
110.Avusturya
(98.5%)
|
83.Ruanda
(107.1%)
|
109.Suriye
Arap Cum. (83.9%)
|
160.Fas
(87.5%)
|
|
111.Paraguay
(98.5%)
|
84.Panama
(107.1%)
|
110.Ruanda
(83.7%)
|
161.Kore
(87.2%)
|
|
112.Türkiye
(98.5%)
|
85.Türkiye
(107.0%)
|
111.Türkiye
(83.5%)
|
162.Türkiye
(86.9%)
|
|
113.Senegal
(98.4%)
|
86.Komoros
(107.0%)
|
112.Libya
Arap Cum. (80.6%)
|
163.Papua
Yeni Gine (86.7%)
|
|
114.Kamerun
(98.4%)
|
87.Birleşik
Devletler (107.0%)
|
113.Papua
Yeni Gine (80.3%)
|
164.Kamboçya
(86.6%)
|
|
156.Yemen
(92.7%)
|
194.Nijerya
(96.9%)
|
152.Afganistan
(29.2%)
|
194.Afganistan
(55.3%)
|
Cinsiyet
Güçlendirme Ölçütü (GEM) kadınların ekonomik ve siyasi yaşamda etkin
katılımlarının olup olmadığını ortaya çıkarıyor. Ölçüt, bir meclisteki kadın
koltuk sayısını, kadın kanun koyucuları, üst düzey yetkili ve müdürleri ve
kadın profesyonelleri ve teknik elemanları takip ediyor ve edinilmiş
gelirlerdeki cinsiyet eşitsizliğini ölçerek ekonomik bağımsızlığı gösteriyor.
Cinsiyete bağlı Gelişme Endeksi’nden farklı olarak Cinsiyet Güçlendirme Ölçütü
seçilmiş bölgelerdeki fırsatlar arası eşitsizliğe ışık tutuyor.
Türkiye
0.298’lik bir GEM değeriyle 93 ülke arasından 90'ıncı sırada...
1. PPP US$ hakkında daha detaylı bilgi için Okuyucu
Kılavuzu ve 2007/2008 İnsani Gelişme Raporu’ndaki tablolara bakınız.
2. Veriler hakkında detaylı bilgi için Okuyucu
Kılavuzu ve 2007/2008 İnsani Gelişme Raporu’ndaki tablolara bakınız.
3. Dünya Nüfusuna Bakış 2006 hakkında daha detaylı
bilgi için www.un.org/esa/population/unpop.htm adresini ziyaret ediniz.
4. Okur-yazarlık oranları hakkında daha detaylı bilgi
almak için www.uis.unesco.org adresini
ziyaret ediniz.
5. Dünya Nüfusuna Bakış 2004 hakkında daha detaylı
bilgi almak için www.un.org/esa/population/unpop.htm adresini ziyaret ediniz.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)