15 Aralık 2015 Salı

Türkiyede Madenler Ve Özlellikleri

Türkiyede Madenler Ve Özlellikleri
Türkiyede Yeraltı Kaynakları

Türkiye maden rezervi açısından dünyanın en zengin ülkeleri arasında yer alırken, adeta büyük bir servetin üzerinde yaşıyoruz. Türkiye, maden çeşitliliği itibariyle dünyanın 10. ülkesi, toplam altın rezervimiz ise 6,5 ton civarında!

MTA verilerinden derlediği bilgilere göre, Türkiye'nin karmaşık jeolojik yapısı çok çeşitli madenlerin ülkede bulunmasına olanak sağlıyor. Türkiye yer altı kaynakları yönünden dünya madenciliğinde adı geçen 132 ülke arasında toplam üretim değeri itibariyle 28'inci, maden çeşitliliği itibariyle 10'uncu sırada yer alıyor. Türkiye başta endüstriyel ham maddeler olmak üzere, metalik madenler, enerji ham maddeleri ve jeotermal kaynaklar açısından zengin bir konumda bulunuyor.

Türkiye'de günümüzde dünyada ticareti yapılan 90 çeşit madenden 77'sinin varlığı Türkiye'de saptanırken, halen 60 civarında farklı maden ve mineral üretimi yapılıyor.

Dünya metal maden rezervlerinin yüzde 0,4'ü, endüstriyel ham madde rezervlerinin yüzde 2,5'i, kömür rezervlerinin yüzde 1'i ve jeotermal potansiyelinin yüzde 0,8'i Türkiye'de bulunuyor.

Zengin olunan madenler arasında ilk sırayı, 3,066 milyar ton ile dünya rezervlerinin yüzde 72'ini oluşturan, bor mineralleri alıyor.

ALTIN POTANSİYELİ

Türkiye'nin teorik altın potansiyelinin 6 bin 500 ton olduğu tahmin ediliyor. Türkiye, bu potansiyelle dünyada ikinci potansiyel durumunda bulunuyor. Şu ana kadar yapılan çalışmalarla 600 ton altın varlığı görünür hale getirilirken, mevcut potansiyelin yüzde 10'u bulundu ve altın yataklarından şu ana kadar 50 ton civarında altın üretildi.

Takı, mücevher tasarımında dünyanın önde gelen ülkeleri arasında yer alan Türkiye'de yılda 300 ton altın ithal ediliyor. İthal edilen altının 100-150 tonu Türkiye'de işlendikten sonra ihraç ediliyor, kalanı ise yurt içinde tüketiliyor.

JEOTERMALDE AVRUPA BİRİNCİSİYİZ

Teorik jeotermal enerji potansiyeli 31 bin 500 MWt (megavat termal) olan Türkiye, bu potansiyeli ile dünyada 7'inci, Avrupa da ise birinci konumda bulunuyor. Türkiye'nin bugün jeotermal enerjiyi doğrudan kullanım kapasitesi bin 229 MWt. Doğrudan kullanım açısından ise Türkiye dünya sıralamasında 5'inci konumda.

KÖMÜR

Enerji ihtiyacının yerli kaynaklardan karşılanması politikası kapsamında da son 3 yılda yapılan kömür arama projeleri kapsamında (özellikle derin sondajlar yaparak) 20-25 yıldır değişmeyen 8,3 milyar ton kömür rezervi, 300 bin metre sondaj yapılarak ve 2,3 milyar ton yeni kömür rezervi bulunarak yüzde 28 oranında arttı. Toplam linyit rezervi de 10,6 milyar tona yükseltildi.

YILDA 5-6 MİLYAR DOLAR KATMA DEĞER

Türkiye'de yılda 150 milyon ton seviyelerinde üretilen maden ürünleri, inşaat sektöründe ve sanayide ham madde olarak tüketilirken, yılda Türkiye'ye 5-6 milyar dolar katma değer kazandırıyor.

Endüstriyel ham madde potansiyeli açısından Türkiye dünya rezervinin yüzde 2,5'ine sahip. Bazı endüstriyel ham madde mineralleri açısından ise çok daha fazla oranlarda rezerve sahip olan Türkiye'de maden ihracatının en büyük kısmını (yüzde 70-80'ini) endüstriyel ham maddeler oluşturuyor. Özellikle de 1 milyar doları aşan ihracatla mermer, 400 milyon dolar ihracatla bor önemli yer tutuyor.

DERİN MADEN ARAMACILIĞININ ÖNEMİ

Türkiye'nin zengin kaynaklara sahip olduğu madenler arasında bor, linyit, mermer, perlit, pomza, feldspat, bentonit, barit, manyezit, sodyumsülfat, kayatuzu, trona, jips, stronsiyum tuzları, zeolit, olivin, asbest, lületaşı, sepiyolit, profilit, dolomit, kalsit, fluorit, kuvars-kuvarsit, siliskumu, zımpara, diyatomit, kireçtaşı, yer alıyor.

Söz konusu madenler ile daha çok kömür rezervi bulmak için derin maden aramacılığı ve işletmeciliğine geçmek önem taşıyor.

Diğer önemli maden rezervleri şöyle:

-Çinko-kurşun: Türkiye'nin metal içeriği olarak 860 bin ton kurşun, 2,3 milyon ton çinko rezervi bulunuyor.

-Demir: Ortalama yüzde 50-55 tenörlü işletilebilir demir rezervi toplamı 113 milyon ton dolayında bulunuyor.

-Krom cevheri:Türkiye'nin krom rezervi 26 milyon ton civarında.

-Bor: Türkiye 3 milyar 66 milyon ton olan bor rezervleri ile dünya bor potansiyelinin yüzde 72'sini elinde bulunduruyor.

-Alüminyum: Alüminyum üretimine uygun boksit rezervi 87 milyon ton civarında bulunuyor.

-Bakır:Türkiye'de toplam bakır rezervi, metal içeriği olarak 1,5 milyon ton bakır düzeyinde bulunuyor. Ekonomik olarak değerlendirilmeyen düşük tenörlü bakır kaynakları dahil edildiğinde toplam bakır kaynağı metal içeriği olarak 3,5 milyon tonu buluyor.

-Trona:Türkiye'nin Beypazarı ve Kazan yataklarıyla beraber toplam trona rezervi 836 milyon ton düzeyinde.

-Alçıtaşı: Büyük alçıtaşı potansiyeline sahip olan Türkiye'nin rezervleri tam olarak belirlenmedi. Yıllık alçı taşı üretimi 3 milyon ton civarında.

-Mermer ve doğal taşlar: Türkiye'nin 80 bölgesinde 150'den fazla değişik renk, desen, ve kalitede mermer rezervleri bulunuyor. Türkiye'nin mermer potansiyelinin 5,1 milyar metreküp civarında olduğu tahmin ediliyor.

-Seramik ve cam ham maddeleri: Sektörün ana ham maddesini kuvars, kuvarsit, kuvars kumu, feldspat, kil ve kaolen oluşturuyor. Türkiye'de 89 milyon ton kaolen, 354 milyon ton seramik ve refrakter kil, 239 milyon ton feldspat, 1,3 milyar ton kuvars kumu, 2,3 milyar ton kuvars-kuvarsit potansiyeli bulunuyor.

-Çimento ve diğer yapı malzemeleri:İnşaat sektöründe büyük oranda hafif yapı elemanı ve beton agregası olarak da kullanılan ponza potansiyeli 1,5 milyar metreküp, perlit potansiyeli ise 5,7 milyar ton düzeyinde.

-Bentonit: Türkiye'de Ankara Çankırı, Tokat, Edirne ve Ordu illerinde yoğunlaşan değişik alanlarda kullanılabilir 250 milyon ton bentonit rezervi bulunuyor.

-Manyezit: 41-48 manyezit içerikli 111 milyon ton manyezit rezervi bulunuyor. 

türkiyenin yeraltı zenginlikleri.jpg
Başlıca Madenlerimiz


1.Demir: Demir çelik Endüstrisinin ham maddesidir. Yurdumuzda birçok yerde çıkartılmaktadır. Divriği (Sivas), Hekimhan-Hasan çelebi (Malatya) Eymir, Kayseri, Torbalıda çıkartılmaktadır.
Çıkarılan madenler Karabük, Ereğli, Kırıkkale ve İskenderun'daki demir-çelik fabrikalarında işletilmektedir.
2.Bakır: İyi bir iletken olduğundan elektrik işlerinde kullanılmaktadır. Türkiye'de en fazla Karadeniz bölgesinde çıkartılır. Özellikle: Rize (Çayeli), Kastamonu (Küre), Artvin (Murgul), Elazığ (Maden) Diyarbakır (Erganide) çıkartılmakta ve Samsunda İşletilmektedir.
3.Krom: Paslanmaz özelliğinden dolayı geniş kullanım alanı vardır. Türkiye üretimde ve ihracatta birinci durumdadır. Özellikle: Fethiye, Köyceğiz, Dalaman (Muğla), Kütahya, Bursa, Eskişehir arası Guleman (Elazığ) ve Aladağ’da çıkarılmaktadır.
Bu çıkarılan madenler Antalya ve Elazığ'daki işletmelerde işlenmektedir.
4.Bor Mineralleri: Geniş bir kullanım alanına sahiptir. Ortalama bin dalda kullanım alanı vardır. Dünyada ki Bor Minerallerinin %80 sahibiz. Ama işletme imkanımız çok fazla değildir. Özellikle Jet yakıtlarında, roketlerde, Gübre, Boya ve Temizlik maddelerinde kullanılır. Özellikle: Balıkesir civarında, Emet (Kütahya) Seyitgazi(Eskişehir)ve Bursa'da çıkartılır.
Çıkartılan bu madenler Bandırma Asitborik fabrikasında işlenir.
5.Boksit: Alüminyumun hammaddesi olan Boksit; uçak, otomotiv, ev eşyaları yapımında kullanılır. Konya’nın Seydişehir ve Antalya'nın Akseki ilçesinde çıkartılır çıkartılan bu madenler Seydişehir Alüminyum tesislerinde işlenir.
6.Kükürt: Kimyada ve bağcılık ta kullanılır. Ağrı (Dİyadin9,Isparta (Keçi borlu), Simav (Kütahya'da )Çıkartılır. Bu maden de Isparta Keçiborlu’da işletilir. (Şu anda çalışmamaktadır.)
7.Civa: Tıpta ve termometre yapımında kullanılır. Tek sıvı madendir. Balıkesir(Gönen)Konya (Sarayönü)İzmir (ödemiş ve Karaburun'da ) çıkartılır.
8.Manganez: Demir, çelik endüstrisinde kullanılır. Artvin (Borçka) ve Zonguldak (Ereğli) çıkartılır.
9.Zımpara Taşı(Korindon): Zımpara kağıdı ve özel zımpara yapımında kullanılır. İzmir (Tire), Aydın (Söke), Denizli (Buldan) Muğla'da (Milas ve Yatağan’da ) çıkartılır.
10.Mermer: İnşaat malzemesi olarak kullanılır. Özellikle Marmara adasında, Afyonda ve Balıkesir Bandırmada çıkartılır. Ayrıca Kırşehir’de Onixs adıyla bilinen yeşil mermer çıkartılmaktadır.
11.Fosfat: Suni gübre yapımında kullanılır. Özellikle Mardin Mazıdağı'nda çıkartılır. Ve burada işlenir. Dünya’da Fas, Cezayir ve Tunus öndedir.
12. Volfram: Kaliteli çelik ve yüksek ısıya dayanıklı boya yapımında kullanılır. Bursa Uludağ'da çıkartılır. Ama şu anda işletilmemektedir.
13.Lületaşı: Biblo ve süs eşyası yapımında kullanılır. Eskişehir'de çıkartılır.
14.Oltu Taşı: Tespih yapımında kullanılır. Erzurum'da çıkartılır.
15.Kuşun-Çinko: İkisi bir arada bulunan madendir. Gümüş ile karışık halde de bulunur. Önemli yatakları: Rize (Çayeli), Artvin (Borçka ) Kayseri, Elazığ ve İzmir’dedir.
Elazığ-Keban'daki simli kurşun ve Kayseri Çinkur’da işletilir. (Kayseri çin-kur şuanda işletilmemekte)
16.Tuz: Denizlerden, göllerden ve kayalardan elde edilir. Ülkemizde en fazla tuz çıkarımı İzmir-Çam altı tuzlası ile Tuz gölünden yapılır. Ayrıca; Çankırı, Erzincan, Kars, Van, Yozgat gibi illerden de çıkartılmaktadır.
ENERJİ KAYNAKLARI
1.Taşkömürü: Maden kömürü de denir. 1. jeolojik zamanda oluştuğu için kalori değeri yüksektir. Bundan dolayı sadece Demir-Çelik fabrikalarında kullanılır. Türkiye’de sadece Zonguldak civarında çıkartılmaktadır.
2.Linyit: 3. jeolojik zamanda oluşmuştur. Kalori bakımından taşkömürüne göre azdır. Özellikle ev yakıtlarında ve termik santrallerde elektrik üretiminde kullanılır. Linyitin büyük bölümünü Ege bölgesi karşılar. Ege bölgesinde: Tavşanlı, Değirmisaz, Tunçbilek (Kütahya), Soma (Manisa), Yatağan, Seyitömer (muğla) Kardeniz’de Çeltek ve Amasya’da çıkartılır. Bunlara bağlı olarak Yatağan, Soma, Tunçbilek, Değirmisaz ve Elbistan’da Termik santraller vardır.
3.Petrol: Hayvan ve bitki kalıntılarının yerin derinliklerinde uzun süreli basınç altında kalması sonucunda oluşur. Petrol genel olarak 3. Zamanda oluşmuştur. Günümüzde çok önemli bir enerji kaynağıdır. Ham petrolün arıtılması sonucunda Mazot, Fuel-oil, Benzin gaz yağı gibi ürünler ortaya çıkar. İlk petrol MTA tarafından Raman dağında bulunmuştur. Daha sonra Batman Kurtalan, Garzan ve Adıyaman’da bulunmuştur. Bu çıkartılan petroller:
Mersin (Ataş)
İzmit(İpraş)
İzmir(Aliağa)
Kırıkkale (Orta Anadolu) rafinerilerinde işlenir.
Ülkemizde petrolle çalışan termik santraller vardır.
İstanbul...........................Ambarlı
Karadeniz ........................Ereğli
Artvin.............................Hopa
Seydişehir........................Alüminyum tesisleri
4.Jeotermal Enerji: Yeraltından çıkan su buharından elde edilen enerjidir. Türkiye'nin genç oluşumlu olmasından dolayı kırık ve çatlaklara bağlı olarak sıcak su kaynakları çok fazladır. Denizli Sarayköy, İzmir Balçova, Aydın Germencik’te çıkarılmaktadır.
5.Hidroelektrik Enerjisi: Sudan elde edilen enerjidir. Ülkemizin yükseltisinin fazla olması ve akarsuların derin vadilerden akmasından dolayı buralardan enerji üretmek su potansiyeli bakımından önemlidir. Türkiye'de hidroelektrik enerji potansiyeli yükseltinin fazla olmasından dolayı Doğu Anadolu'da fazla iken Yükseltinin az olduğu Marmara bölgesinde azdır.
6.Doğal Gaz: Trakya Hamidabat ve Mardin Çamurluda elde edilir. Ama büyük şehirlerde tüketilenlerin büyük kısmı dışarıdan alınmaktadır. Özellikle Rusya ve Azerbaycan’dan. Hava kirliliğinin önlenmesi için önemli bir enerjidir. 

14 Aralık 2015 Pazartesi

Ömer Faruk Hüsmüllü Özlü Sözler

*Zor durumda olup da kurtarıcı bekleyen bir toplum, kurtulmayı unutsun. O toplumun her bireyi bir kurtarıcı gibi mücadele ederse ancak o zaman kurtuluş mümkün olabilecektir.
*Gidene ah vah edersen, elinde kalanı da tehlikeye atmış olursun.
*Cezasız kalan suç yoktur. Her suçun cezası, işlendiği andan itibaren çekilmeye başlanır.
*Özür, hatalı isen dilenir; hatasızken dilenirse bir meziyet olarak kabul görmez.
*Baharı beklerken kışı kaçırmayasın!
*İnsandan ümidini kesebilirsin; insanlıktan değil!
*Vardığın yer ulaşmak istediğin nokta mıydı? Değilse, geri dönmenin yolunu bulabilecek misin?
*Gözyaşların vicdanının sadakası yerine geçiyorsa, bol bol verebilirsin.
*Evinin içinde oturduğu yerden, denizde fırtınaya yakalanmış kaptana akıl vermeye kalkan ukalâ, penceresini zorlayan rüzgâr karşısında bile paniğe kapılır.
*Seni olduğun gibi kabul etmiyor, değiştirmeye mi kalkıyor? Öyleyse, o seni gerçekte istemiyor demektir. Çünkü sen, sen olmaktan çıktıysan “seni” istediğini nasıl söyleyebilir ki!
*Gülmeyi bilmeyen insandan uzak durun. Çünkü o, ne yaşar ne de yaşatır.
*Sevgiye dayanan düşünce zoru yener; sevgiye dayanmayan düşünce ise kolay karşısında bile bocalar.
*Birine yardım etmek istiyorsan, bunu öyle yap ki, o kişi sana karşı minnet duymasın.
*”Beni seversen, ben de seni severim.” Diyenler, sevgi mal mı ki takas teklif ediyorsunuz?
*Gönül neden sever? Gönül sebepsiz sever. Gönül nasıl sever? Gönül dolu dolu sever? Gönül neyi sever? Gönül sevilmeye değer bulduğunu sever.
*Sevgisiz geçen bir hayat, anlamsız bir rüya gibidir. Kolay kolay hatırlanmaz, hatırlandığında da bir tat vermez.
*Özgürlüğün kıymetini bilmek için, illâki özgürlüğümüzü kaybetmemiz gerekmiyor.
*Anneler-babalar erdemli evlatlar yetiştirin, öğretmenler erdemli öğrenciler yetiştirin, toplumlar erdemli vatandaşlar yetiştirin ki erdemli bir insanlık ortaya çıksın.
*Muhabbetinden hoşlandığın kişi ile aranda, farkında olmadan bir sevgi köprüsü kuruluverir.
*Çağdaş toplumsal sistemler insanların kazanımlarını artırdıkça mutsuzluklarını da artırmıştır. Halbuki umulan tam tersi değil miydi?
*Aşk, ya acı verir ya da zevk. Ne verirse versin gene de âşık, aşktan kolay kolay vaz geçmez.
*Masumun özgürlüğünü, adalet adına kısıtlayan, adaleti katletme suçu işlemiştir.
*Çevresine umutsuzluk aşılayanların hem iyi niyetinden hem de aklından şüphe ederim. Çünkü, bu işi en iyi yapanlar kötü niyetli veya aptal kişilerdir.
*Birisi senin kölen olmayı gönüllü olarak istese bile, bu aşağılayıcı ve kendine olan saygını yok edici durumu kabul etme.
*Kulak duymak istediğini duyabilir, göz görmek istediğini görebilir, dil ise söylemek istemediğini de söyleyebilir. O nedenle her insana kulağını, gözünü ve dilini eğitmenin yolu öğretilmeli.
*Bölüşmeyi bilmeyen toplumlarda, kardeşlikten söz etmek, büyük bir yalandır.
*Zulüm gören, intikam bıçağını bilemeye başlar.
*Bir toplumdaki insanların tamamı ne iyidir ne de kötüdür. Yüzde onu iyi ise, yüzde onu da kötüdür. Kötüler toplumun kilit noktalarına hâkim olursa kavga, adaletsizlik ve huzursuzluk eksik olmaz; iyiler hâkim olursa refah, huzur ve mutluluk her kesime yayılır.
*Ayna, neyi görmek istersen onu gösterir. O nedenle orada her gördüğünü gerçek sanma.
*Susturan acı, konuşturan acıdan çok daha etkilidir. O nedenle acısı olan insanları bırakın bağırsınlar, ağlasınlar.
*Karşılaşılan bir felaketin acısı, toplumum büyük bir çoğunluğu tarafından hissedilmiyorsa, orada bir ayrışma, bir kopma var demektir.
*Açlık, kilit üstüne kilit vurulmuş olan kapıları bile açtırır.
*Aç kalan zengin, aç kalan yoksuldan daha tehlikelidir.
(Sayın okur! Bu çalışma burada sonlandırılıyor. Bundan sonraki aşamada, yaptığınız eleştiri ve yorumlar da dikkate alınarak gerekli düzeltme ve düzenlemeler yapılacak ve kitap olarak bastırılacaktır. Katkılarınız için teşekkür ederim.)
Sayın Okur,
Aşağıdaki Aşk Üzerine Özlü Sözler, Ömer Faruk Hüsmüllü'nün yakında  basılacak olan ve internette yayımlandığında okurlardan oldukça ilgi görmüş olan "Oruç Baba'dan Aforizmalar" kitabından küçük bir alıntıdır. Kitaptaki aforizmalar alıntı olmayıp tamamı orijanildir.
Eleştiri, görüş ve önerilerinizi beklerim.
Bu ileti nedeniyle rahatsızlık verdi isem, lütfen hoş görün.
Saygılarımla...
Ömer Faruk Hüsmüllü
****
*-Her âşık, yaşadığı aşkın “son aşkı” olduğunu düşünür. Bazen son’lara da “son” ekleyeceğimiz nedense aklımıza bile gelmez.
*-Her aşk en büyüktür.  İnanmazsanız âşıklara sorunuz!
*-Her yerde aşk! Köşe başlarında, televizyonlarda, şarkılarda, kırlarda, evlerde… her yerde;  kısacası işportaya düşmüş bir aşk; ama ne yazık ki gerçek alıcısı yok.  Aşk da düzene uymuş, piyasa kuralları geçerli. Yani arz-talep meselesi.
*-Âşık mısın? Ben bütün hastalara, biçarelere saygı duyarım!
*-Şüphe ve ihanet; aşk ile karşılaşmamak için kaçıyorlar, lakin nereye kadar?
*-Âşık olduğumda ne kadar aptalmışım! Ne kadar aptalca konuşuyorum değil mi?
*-Yalnızlık aşkın nedenidir; ama tek nedeni değildir.
*-Düşlerindeki sevgiliyle, gerçekteki birbirinden farklı mı? En iyisi sen, gene yat ve düş görmeye devam et!
*-Âşık, aşkın açtığı yarasının kapanmasını hiç istemez. Çünkü aşk yarası, onun kalbinde ölünceye kadar taşıyacağı madalyasıdır.
*-Âşığın namusu mu; namuslunun aşkı mı?
*-Mecnun olmasaydı, Leyla’nın esamisi bile okunmazdı.
*-Âşıkları yargılamayacak kaç kişi var şu dünyada?
*-Dilleriyle anlaşamayıp da gözleri ile anlaşan insanlar gördüm, ama gözleriyle anlaşamayıp da dilleriyle anlaşanlara hiç rastlamadım.
*-Âşıkların konuştuğu dili sadece âşıklar anlar.
*-“Bizimki geçek aşktır.”, ”Gerçek aşk şöyledir”, ”Yok gerçek aşk böyledir.” Allah aşkına bu aşk denilen şeyin bir de sahtesi mi var da gerçeğine bu kadar çok vurgu yapılıyor?
*-İnsan ömrü biter, ama karşılıksız aşklar kolay kolay bitmezler.
*-Aşk bazı insanlarda bir şeylerden kaçış olarak başlar; ama gene aynı kişilerde kaçılan şeye dönüş ile biter.
*-Aşk cesarettir, aşk çılgınlıktır; çoğu zaman da aşk, yeniden varoluş umuduyla bir tükeniştir.
*-Aşk dağın zirvesindeki kar gibidir. Karı zirveden alıp aşağıya indirirsen erir; aşkı zirveden indirirsen biter, ölür.
*-Aşk deniz gibidir. Bazen oldukça sakindir, bazen hafif dalgalıdır, bazen ise gemileri batıracak kadar şiddetlidir.
*-Aşk denizinde boğulmaya gönüllü, o kadar çok insan var ki!
*-Aşk; efendiyi de köleyi de, zengini de fakiri de eşit kılar. Çünkü onlar sadece âşıktırlar.
*-Aşk motorunun yakıtı çabadır, emektir. Yakıt kalitesiz ya da az ise, motor tekler; bitince ise stop eder.
*-Aşk varsa çirkinlik yoktur, kötülük yoktur ve bazen de mantık yoktur.
*-Aşk yarasını geçirecek ilaç henüz bulunamadı; ama iyi para getireceği düşüncesiyle çok sayıda uyanık tarafından araştırılıyor.
*-Aşk, aklı aciz bıraktı!
*-Aşk, çok basittir, öğrenmesi kolaydır, diploma filan da gerektirmez. İşte o yüzdendir ki herkes tarafından bilinir.
*-Aşk, en az bir asır sürerdi eskiden, şimdi ise o güzelim aşkı dakikalara indirdiler.
*-Aşk, en kaba insanları bile yontabilen bir araçtır.
*-Aşk, gelmeden önce kalbimizin kapısını çalıp bizden izin istemez. Ansızın geliverir ve ansızın da gidiverir.
*-Aşk, kalbe sevgi pompalayan bir emme-basma tulumbadır.
*-Aşk, kendisinin dışındaki etkinliklere izin vermeyen bir despottur.
*-Aşk, ya acı verir ya da zevk. Ne verirse versin gene de âşık, aşktan kolay kolay vaz geçmez.
*-Aşk, yoğun bir sis gibidir. Birçok şeyi görmeyi engeller. Zaten o şeyleri görmeye başladığında da aşk bitti demektir.
*-Aşkı algılayacak, yaşayacak ve yaşatacak büyük bir ruh gerek.
*-Aşkı ayrılık güçlendirir, ama ayrılığı bitirme gücü veren de aşktır.
*-Aşkı bana anlatmakla vakit geçirme; git ve yaşa!
*-Aşkı başlatan ya sözdür, ya gözdür, ya tendir, ya da dildir.
*-Aşkı bir kere kirletti isen, boşuna onu temizlemek için uğraşma.
*-Aşkı karşılıksız kalan birinin sızlanması: Kötü bir kalp ve ona inanan zavallı bir kalbin beyhude çırpınışı…
*-Aşkı, bir kere yaralayabilirsin ve bu yaralama da onu mutlaka ölüme götürür.
*-Aşkın aşısı gene aşkın kendisidir.
*-Aşkın ateşinin yaktığı âşık, onu söndürmenin yollarını aramaz.
*-Aşkın dili şifrelidir ve bu dili anlayabilen de sadece iki kişidir.
*-Aşkın güzelleştirmediği bir tane bile insan bulamazsınız.
*-Aşkın ışığında boğulmaya gönüllü, o kadar çok insan var ki…
*-Aşkın kapısı iki tanedir. Birisi hem giriş hem de çıkış içindir; diğerinde ise sadece çıkış vardır.
*-Gül dikeninden şikayet etmiyor da, sen niye sevdiğinden şikayetçisin?
*-Aşkın kesinlikle iyileştiren ilâcı, başka bir aşktır.
* -İnsanlar ya beyinleri ile, ya da yürekleri ile severler; ikisi ile birlikte sevenler, o kadar az ki…
*-Aşkın mezarı olmaz, çünkü aşk ölünce, uçar ve göklerde kaybolur. İstediğin kadar bekle veya ara; asla geri dönmeyecektir.
*-İçin yanmıyorsa, gözlerin her ayrıntıyı görüyor ve kulakların her sesi duyuyorsa, sen âşık değilsin arkadaş;  boşuna kendini kandırma!


İnsani Gelişmişlik, Yasemin Çongar

Yasemin Çongar 22.09.2009

Bayram çocukları

Dün akşam, bu yazıyı yazmak için masama oturmadan önce, Anadolu Ajansı’ndan Ali İhsan Öztürk’ün çektiği fotoğrafları gördüm.

Van Bahçesaray’dan birkaç kare...

Bayramı geçirmek için Bahçesaray yaylalarına çıkan Siirtli göçerler vardı o karelerde.

Yüzlerine baktım.

Kirin ve fakirliğin gölgelediği çocuk çehrelerine...

Nasıl da tanıdıktılar.

Nasıl da eskiydiler.

Nasıl da “siyah bir neşesizlik” içindeydiler.

Zeyniler Köyü’nün çocuklarını böyle anlatmaz mıydı Feride?

“Bu köyün evleri, sokakları, mezarları gibi çocuklarında da siyah bir neşesizlik var. Renksiz dudakları gülmenin ne olduğunu bilmiyor; durgun gözleri ağır bir melal içinde ölümü düşünüyor gibi.”


Reşat Nuri Güntekin’in 1922 yılında yazdığı bu satırlar, Çalıkuşu, Cumhuriyet’in bütün kuşaklarının okuduğu bir roman olduğu için değil sadece, aynı zamanda ve ne yazık ki bu satırlardaki portre seksen altı yıllık Cumhuriyet’in bugününe de ait olduğu için hâlâ capcanlı gelmiyor mu bize?

Üstelik sadece, geçenlerde bizi iftarda ağırlayan okurumuz Muhammed Affan’ın memleketinden söz ederken muzipçe hatırlattığı gibi “üç ay Van’a, dokuz ay Allah’a bağlı” olan Bahçesaray ve benzeri “uzak” köşelerinde değil bu memleketin, sadece Doğu’da değil, Batı’daki büyük kentlere göç edenlerin yerleştiği derme çatma mahallelerde de biraz dolaştığınızda hâlâ “siyah bir neşesizlik” içindeki çocuklara rastlamıyor musunuz siz de?..

Biliyorum, çoğunuz itiraz edeceksiniz; “Türkiye çok gelişti” diyeceksiniz.

Ve haklısınız; Türkiye tabii çok gelişti, çok kalkındı.

Bu kalkınmayı, memleketin her yanında da görmek mümkün üstelik...

Ama gelişmişliğin somut ölçülerine bakınca, seksen altı yıllık Cumhuriyet’in değil bir “kalkınma mucizesi” yaratmak, bir “başarı öyküsü” yazdığını bile söylemek imkânsız.

Zira, gelişmişliğin somut ölçüleri, seçeneklerle ilgili.

Gelişmişlik, bir memleketin çocuklarına sunduğu tercih hakkıyla ölçülüyor bugün.

Birleşmiş Milletler’in İnsani Gelişmişlik Raporları’nın fikir babası Mahbub ül Hak’ın deyişiyle, “gelişmenin temel hedefi, insanların tercihlerini genişletmek” zira.


Ül Hak, bu hedefe ulaşma kriterini, yani tercihlerimizin genişliğini ölçmenin yöntemini de belirleyen adam aynı zamanda.

“Bilgiye ulaşma hakkı,” bu ölçümde Ül Hak’ın temel aldığı kıstaslardan biri.

Bu hakkın bir ülkede ne ölçüde kullanılabildiği, o ülkenin “insani gelişmişlik” notunun belirlenmesinde birinci derecede etkili oluyor.

Okur-yazarlık ve okullaşma oranları üzerinden ölçülen “bilgiye ulaşma hakkı,” ülkelerin Birleşmiş Milletler İnsan Gelişmişlik Endeksi’ndeki yerini de belirliyor.

Seksen altı yıllık Cumhuriyet Türkiye’si, bu endekste 76’ncı sırada, yani insani gelişmişlik düzeyi “ileri” sayılan ülkeler arasında değil; “orta” bölümde yer alan ülkelerin başında.


Ve Türkiye’nin insani gelişmişliğinin, dünyadaki 75 ülkenin gerisinden gelmesindeki en büyük etmen, ilköğretim ve lise düzeyinde okullaşma oranının düşük olması.


Nitekim bu oran bazında, Türkiye dünya sıralamasında 106’ncı durumda, yani bırakın “ileri derecede gelişmiş” ülkeleri, orta derecede gelişmiş” sayılan otuz kadar ülkenin de gerisinde.

Bunları, sadece Bahçesaray’daki göçer çocukların fotoğrafına baktığım için yazmıyorum.

Bu yazının vesilesi, İlköğretim Genel Müdürü İbrahim Er’in dünkü açıklaması oldu.

Esasen, Çalıkuşu’nu aklıma düşüren de bu açıklama.

Er, özetle, Türkiye’de tam 453 bin ilköğretim öğrencisinin, yaşlarına ve seviyelerine uygun sınıflar yerine “birleştirilmiş sınıflar”da okumak zorunda olduğunu söyledi dün.


Yani, Cumhuriyet’in, yarım milyon çocuğuna, yaşına ve seviyesine uygun bir sınıf veremediğini söyledi.

Dahası, ilköğretim çağındaki 129 bini kız 229 bin çocuğun okula gitmediğini de açıkladı.

Basit bir hesapla, Türkiye’de 680 binden fazla çocuğun, hak ettiği eğitimi ya hiç alamadığını ya da birleştirilmiş sınıflarda yarım yamalak aldığını anlattı.

Velhasıl, bugün hâlâ, tercih hakkı daha en baştan sınırlanmış, seçenekleri hayatlarının ilk yıllarından itibaren kısıtlanarak hayata hazırlanan çocukların memleketi burası.


Reşat Nuri Güntekin’in, köy çocuklarının yüzünde gördüğü siyah neşesizliğin seksen yedi yıl sonra bize çok tanıdık gelmesi asıl bundan bence.

Bayramınız kutlu olsun.

cinsiyete bağlı gelişme endeksi


TÜRKİYE 177 ÜLKE ARASINDA 84’ÜNCÜ


Türkiye’nin insani gelişme endeksi 0.775 ve bu endeks ülkeyi, verisi mevcut olan 177 ülke arasında 84. sıraya koyuyor. Geçen senenin İnsani Gelişme Raporu’nda ise, Türkiye’nin insani gelişme endeksi 0.757’ydi ve bu endeks ülkeyi 177 ülke arasında 92. sıraya koyuyordu. Dolayısıyla Türkiye geçen senenin raporu ile bu senenin raporu arasında sıralamada 8 basamak yükseldi.

İnsani Gelişme Endeksi (HDI), insani gelişmenin üç boyuttaki ortalama seviyesini uzun dönemde gözlemlemek için kullanılan özet bir ölçüttür. Bu boyutlar: uzun ve sağlıklı bir yaşam, bilgiye erişim ve iyi bir yaşam standardı. Bu temel boyutlar; doğumdan sonra ortalama ömür, yetişkinlerde okur-yazarlık oranı, ilköğretim, ikinci öğretim ve üçüncü öğretime brüt kayıt olma oranı ve alım gücü paritesinin1 dolarla ölçülen kişi başına düşen gayrısafi milli hasıla ile ölçülür (PPP US$). 2005 yılı verilerine göre Türkiye’nin İnsani Gelişme Endeksi değeri 0.775’tir.

İnsani Gelişme Raporu’nda (HDR) yayınlanan İnsani Gelişme Endeksi, uluslararası veri örgütlerinden2 her yıl alınan mevcut verilerle hesaplanıyor. Verinin elde edildiği zaman ile İnsani Gelişme Raporu’nun yayınladığı zaman arasında genelde iki yıl oluyor. Bu nedenle, 2007/2008 İnsani Gelişme Raporu’ndaki değerler ve sıralamalar 2005 yılının verilerine göre yapıldı. Bu bilgi notu, hem geçen senenin İnsani Gelişme Raporu (HDR 2006) ile bu seneki rapor (HDR 2007/2008) arasındaki gözle görülür değişiklikleri inceliyor hem de en son elde edilen tutarlı verilere dayanan gerçek değişiklikleri ele alıyor.

Raporlar arasında gözle görülür HDI değişiklikleri

İki rapor arasındaki İnsani Gelişme Endeksi değerleri ve sıralamalarındaki değişiklikler, HDI’nin üç öğesinde yapılan güncellemelerin ve düzeltmelerin bir sonucu olmasının yanısıra farklı ülkelerde insani gelişmenin seviyesindeki gerçek değişikliklerin de sonucudur. Bu sebeplerden dolayı HDI değer ve sıralamaları HDR’ler arasında karşılaştırılabilir değildir.

Her yıl ilgili uluslararası örgütlerden alınan veriler, mümkün olan en yakın yılların değerlerini içermenin yanısıra önceden basılan verileri etkileyecek güncellemeleri ve yöntemsel düzenlemeleri de içerir. Dolayısıyla, farklı yıllarda yayınlanmış İnsani Gelişme Endekslerindeki değer ve sıralamalar, bileşen göstergelerdeki gerçek değişiklikleri yansıtmayabilir, bunun yerine hesaplamalarda kullanılan verilerdeki düzenlemeleri yansıtır – hem ülkeye özgü hem de diğer ülkelere dair.

2006 İnsani Gelişme Raporu’nda Türkiye, 0.757 HDI değeriyle 177 ülke ve bölge arasında 92’inci sırada yeralıyordu. Bu değer, rapor hazırlanırken, 2004 yılına ait veriler kullanılarak hesaplandı. Bu verilere dayanarak, Türkiye’nin geçen seneki rapor ile bu seneki rapor arasında 8 basamak atlayarak 0.018’lik bir değer kazandığı görülüyor (tablo A’ya bakınız).

Tablo A: (2006 HDR'sindeki) 2004 HDI'sinin Türkiye için güncellenmiş verilerle karşılaştırılması

HDI değeri
HDI sıralaması
Doğum sonrası ortalama ömür (yaş)
Yetişkinlerde okur-yazarlık oranı (%)
İlköğretim, ortaöğretim ve üçüncü öğretime brüt kaydolma oranı (%)
Kişi başı GSYİH (PPP US$)
2004* Önceki verilere dayanarak
0.757
92
68.9
87.4
69.1
7,753
Şu anki verilere dayanarak






2004
0.771
83
71.2
87.4
69.1
7,930
2005*
0.775
84
71.4
87.4
68.7
8,407
*    2006 HDR’sindeki HDI
**  2007/2008 HDR’sindeki HDI

Ancak, uluslararası veri örgütlerinden alınmış en güncel veri dizileri kullanılmış olsaydı, Türkiye’nin 2004 yılı için HDI değerinin 0.771 olması gerekirdi, güncellemeler mevcut olsaydı ve son raporda kullanılmış olsalardı, bu, ülkeyi 83’üncü sıraya yerleştirirdi. Bu bilgilerin ışığında Türkiye 8 basamak yükselmek yerinde 1 basamak düştü ve HDI değeri 0.018’lik bir artış yerine 0.004’lük bir artış gösterdi. HDI değerindeki değişiklik, kişi başı GSYİH’daki güncellemeler (2005’e sabit PPP US$) ve doğumdan itibaren ortalama ömürdeki yeni tahminler sonucu oluştu – bu değerler geçen senenin raporundaki değerlerden daha yüksek ve iki rapor arasında HDI değerindeki gözle görülür artışı açıklıyor.

Türkiye’nin insani gelişme endeksi 0.775 ve bu endeks ülkeyi, verisi mevcut olan 177 ülke arasında 84. sıraya koyuyor (Tablo 1).


Tablo 1: Türkiye’nin insani gelişim endeksi 2005
HDI Değeri
Doğumdan itibaren ortalama ömür (yaş olarak)
Yetişkin okur-yazarlık oranı (% 15 ve üstü yaş)
İlköğretim, ortaöğretim ve yükseköğretim brüt kayıt oranı (%)
Kişi başına GSYİH (PPP, US$)
1.İzlanda (0.968)
1.Japonya (82.3)
1.Gürcistan (100.0)
1.Avustralya (113.0)
1.Lüksemburg (60,228)
82.Gırnata (0.777)
83.Dominik Cumhuriyeti (71.5)
67.Peru (87.9)
106.Bosna Hersek (69.0)
64.Bulgaristan (9,032)
83.Ermenistan (0.775)
84.Lübnan (71.5)
68.Malta (87.9)
107.Saint Vincent ve Grenadinler (68.9)
65.Tayland (8,677)
84.Türkiye (0.775)
85.Türkiye (71.4)
69.Türkiye (87.4)
108.Türkiye (68.7)
66.Türkiye (8,407)
85.Surinam (0.774)
86.El Salvador (71.3)
70.Dominik Cumhuriyeti (87.0)
109.Arnavutluk (68.6)
67.Brezilya (8,402)
86.Ürdün (0.773)
87.Paraguay (71.3)
71.Ekvatoral Gine (87.0)
110.Endonezya (68.2)
68.Tunus (8,371)
177.Sierra Leone (0.336)
177.Zambia (40.5)
139.Burkina Faso (23.6)
172.Nijerya (22.7)
174.Malawi (667)

Şekil 1:
İnsani gelişme endeksi gelirden daha bütüncül bir resim ortaya koyuyor




2005 yılına atıfta bulunan bu senenin insani gelişme endeksi, birbirine bağlı dünyamızı bölmeye devam eden refah ve yaşam fırsatları arasındaki uçurumun altını çiziyor. İnsanların hayatlarının ve fırsatlarının en temel unsurlarını inceleyerek bir ülkenin gelişimini GSYİH gibi endekslerden çok daha eksiksiz bir  şekilde resmediyor. Şekil 2, Türkiye ile aynı insani gelişme endeksi seviyesinde olan Arnavutluk gibi ülkelerin nasıl çok farklı gelir düzeyleri olabileceğini gösteriyor.

İnsani gelişme endeksinin öğelerinden sadece gelir ve brüt kayıt kısa dönem politika değişikliklerine göre değişiklik gösterebiliyor. Bu sebeple, insani gelişme endeksinde zaman içinde oluşan değişiklikleri incelemek önemlidir.

İnsani Gelişme Endeksindeki eğilimler bu yönden önemli bir şey anlatıyor. 1970’lerin ortalarından beri hemen hemen tüm bölgeler insani gelişme endeksi puanını kademeli olarak yükseltiyor. Doğu Asya ve Güney Asya 1990 yılından beri ilerlemelerini hızlandırdılar. Orta Avrupa, Doğu Avrupa ve Bağımsız Devletler Topluluğu da, 1990’ların ilk yarısının katastrofik düşüşünden sonra, düşüş öncesi seviyelerine yeniden yükseldiler. En önemli istisna Afrika’nın güneyi... 1990 yılından bu yana bir bakıma ekonomik gerileme yüzünden ama daha da önemlisi HIV/AIDS’in ortalama ömür üzerinde oluşturduğu etkiden dolayı ilerleme duraklamaya girdi.

Şekil 2: İnsani Gelişme Endeksi Eğilimleri




İnsani Gelişmede uzun vadeli eğilimler

İnsani Gelişme Endeksi, insani gelişmedeki kısa vadeli ilerlemeleri ölçmek üzere tasarlanmadı çünkü endeksin bazı öğeleri kısa vadeli politika değişikliklerinden etkilenmiyor. Bu özellikle yetişkinlerde okur-yazarlık oranı ve doğumdan itibaren ortalama ömür için geçerli. Durum böyle olduğu için, insani gelişmedeki gerçek değişiklikleri tespit etmek için orta ve uzun vadede karşılaştırılması öneriliyor.

Örneğin, Türkiye için temel insani gelişme göstergelerindeki ilerleme, son 15 yıldır tutarlı. Ülke, 1990 ve 2005 yılları arasında tüm göstergelerde ilerleme kaydetti. Bu süre zarfında, doğumdan itibaren ortalama ömür yaklaşık 7 yaş kadar arttı, kişi başına düşen gayrısafi yurtiçi hasıla üçte bir oranında arttı ve yetişkinlerde okur-yazarlık oranı yüzde 10 ilköğretim, ortaöğretim ve üçüncü öğretime brüt kayıt oranı ise yüzde 14 puan kadar artış gösterdi. Bu değişikliklerin toplam sonucu İnsani Gelişme Endeksi değerindeki bir gelişmedir (tablo B’ye bakınız).


Tablo B: Türkiye'nin HDI eğilimleri (son veri dizisine dayanarak)

Doğum itibariyle ortalama ömür (yaş)
Yetişkinlerde okur-yazarlık oranı (15 yaş ve üstü %)
İlköğretim, ortaöğretim ve üçüncü öğretime brüt kaydolma oranı (%)
Kişi başı GSYİH (2005 PPP US$)
HDI
1990*
64.6
77.9
55.2
6,144
0.683
1995*
67.6
81.8
59.3
6,545
0.717
2000*
70.0
85.0
68.1
7,273
0.753
2004*
71.2
87.4
69.1
7,930
0.771
2005
71.4
87.4
68.7
8,407
0.775
* Bu yıllara denk gelen rakamlar HDRO tarafından daha önceden yayınlanan rakamlarla aynı olamayabilir.

İnsani Gelişme Endeksi hesaplanmadan önce, öğelerin göstergeleri, her gösterge için seçilmiş minimum ve maksimum değerler kullanılarak endekslere çevriliyor (HDI’nin hesaplanmasıyla ilgili daha detaylı bilgi için 2007/2008 İnsani Gelişme Raporu’ndaki Teknik not 1’e bakınız). Şekil 1 Türkiye’nin 1975 yılından beri her öğe endeksinin katkısını gösteriyor.

Şekil 1: Türkiye’nin HDI öğe göstergelerindeki eğilimler 1975-2005



Türkiye’nin HDI ilerlemesininin başka ülkelerle karşılaştırılmasının değerlendirilmesi


Ülkelerin uzun vadeli ilerlemelerini coğrafi açıdan yakın olan komşu ülkelerin ve benzer değerleri olan diğer ülkelerin HDI değerleriyle karşılaştırmak yararlıdır. Örneğin 1990’da, Türkiye, Ürdün ve Lübnan benzer HDI değerlerine sahipti. Tüm bu ülkeler 1990 ve 2005 yılları arasında HDI değerlerinde ilerlemeler gösterse de Türkiye bu iki ülkeye oranla daha fazla ilerleme gösterdi (şekil 2’ye bakınız). Türkiye’nin HDI değerindeki gelişme, tüm HDI öğelerindeki artışın bir sonucudur ki bu insani gelişmede gerçek ve düzenli bir ilerlemenin işaretidir.

               


Şu anda, Türkiye’nin 0.775’lik HDI değeri Ekonomi İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı’na (OECD) üye ülkelerin bölgesel ortalaması olan 0.916’nın çok altında... Ama gelişmekte olan tüm ülkelerin değeri olan 0.691’in ve orta derecede insani gelişme gösteren ülkelerin 0.698’lik değerinin üstünde. Türkiye OECD bölgesindeki sıralamada sonuncu ve en yakın “HDI komşuları“ Slovakya (42’inci sırada) ve Meksika (52’inci sırada) (tablo C’ye bakınız).

Tablo C: Türkiye'nin OECD Bölgesi ve diğer bölgelere oranla 2005 HDI göstergeleri


HDI
Sıralama
Doğumdan itibaren ortalama ömür (yaş)
Yetişkin okur-yazarlık (15 ve üstü %)
İlköğretim, ortaöğretim ve üçüncü öğretime brüt kaydolma oranı (%)
Kişi başı GSYİH (PPP US$)
Slovakya
0.863
42
74.2
[99.0]
78.3
15,871
Meksika
0.829
52
75.6
91.6
75.6
10,751
Türkiye
0.775
84
71.4
87.4
68.7
8,407
OECD
0.916
__
78.3
..
88.6
29,197
Tüm gelişmekte olan ülkeler
0.691
__
66.1
76.6
64.1
5,282
Orta dereceli insani gelişme
0.698
__
67.5
78.0
65.3
4,876




Bu yılın HDI’sini hesaplamakta kullanılan önemli veri kaynakları ve verilerdeki önemli değişiklikler

Ülkeler arası karşılaştırmalar yapabilmek amacıyla, İnsani Gelişme Endeksi önde gelen uluslararası veri örgütlerinden alınan ve rapor hazırlanırken mevcut olan en güncel verilere dayanarak hesaplanıyor. Ulusal ve uluslararası veriler arasındaki olası farklardan dolayı küresel İnsani Gelişme Raporu için hazırlanan İnsani Gelişme Endeksi, bir ülkenin ulusal istatistiklerine dayanan HDI’sinden farklı olabiliyor. Daha detaylı bilgi için Okuyucu Kılavuzu ve 2007/2008 İnsani Gelişme Raporu’ndaki tablolara bakınız.

Doğumdan itibaren ortalama ömür: Türkiye için doğumdan itibaren ortalama ömür tahminleri Dünya Nüfusuna Bakış 20063’dan (2006 Revision of World Population Prospects) alındı. Bu, Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal İşler Dairesi’nin Nüfus Departmanı tarafından ulusal kayıt sistemleri, nüfus sayımları ve anketlerden alınan verilerle iki yılda bir hazırlanan bir rapor.

Yetişkinlerde okur-yazarlık4: Bu gösterge, 15 yaş ve üstü okur-yazar yetişkinlerin oranını toplam yetişkin nüfusunun yüzdesi olarak gösteriyor. İstatistiksel amaçlar doğrultusunda, okur-yazarlık günlük hayatında kısa, basit bir cümleyi anlayarak okuyan ve yazan kişidir. Yetişkin okur-yazarlık verileri Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü’nün (UNESCO) İstatistik Enstitüsü’nden alınıyor. İstatistik Enstitüsü, yetişkin okur-yazarlığın mevcut tüm ulusal tahminlerini kullanıyor. Bununla beraber, verilerin elde edilişindeki yöntem ve zamanlamalardan dolayı, ülkeler arası ve yıllar arası karşılaştırılmalar dikkatle yapılmalı. Daha detaylı bilgi için http://www.uis.unesco.org adresini ziyaret ediniz.

Brüt kayıt oranları: Bu gösterge, yaşı kaç olursa olsun, ilköğretim, ortaöğretim, ortaöğretim sonrası eğitim ve yüksek öğretim kurumlarına kaydolmuş öğrencilerin, teoride okul yaşında olan nüfusuna oranla yüzdesini gösterir. Eğitim düzeyleri, Uluslararası Eğitim Sınıflandırması Standartları’na (ISCED) göre okul öncesi, ilköğretim, ortaöğretim, ortaöğretim sonrası ve yüksek öğretim olarak sınıflandırılıyor ve bunlar da İstatistik Enstitüsü tarafından üretiliyor. Bu bilgi, ülkelerden alınan kayıt verilerine (genelde idari kayıtlardan) ve Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu’nun Dünya Nüfusuna Bakış 20045’tan (2004 Revision of the World Population Prospects) alınan verilere dayanıyor. Daha detaylı bilgi için http://www.uis.unesco.org adresini ziyaret ediniz.

Kişi başına düşen GSYİH (PPP US$): Yerel kurlardaki kişi başına düşen gayrısafi yurtiçi hasıla ulusal hesaplardan alınıyor. Ülkeler arasında yaşam standartlarını karşılaştırırken ekonomik istatistiklerin, ulusal fiyat seviyelerindeki farklılıkları ortadan kaldırmak için Alım Gücü Paritelerine dönüştürülmesi gerekiyor. Türkiye’nin İnsani Gelişme Endeksi’ni hesaplamak için kullanılan kişi başına düşen GSYİH verileri, Dünya Bankası tarafından sağlanıyor. Dünya Bankası tarafından kişi başına düşen GSYİH’sı hesaplanan 159 ülke için bu sayılar son Uluslararası Karşılaştırma Programı’nın (ICP) anketlerinin son fiyat verilerine dayanıyor. 1990’lı yıllarda yapılan son ICP anketleri 118 ülkeyi kapsıyordu.

KAYITSIZLIĞA YER YOK

Türkiye’nin şu andaki İnsani Gelişme Endeksi değeri olan 0.775, değeri 0.916 olan Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’ne üye ülkelerin bölgesel ortalamasının çok altında. Türkiye’nin en yakın “HDI komşuları” 42. sıradaki Meksika ve 52. sıradaki Slovakya. Türkiye’nin endeksini aşağıya çeken unsur okula brüt kayıt oranı. Ayrıca HDI cinsiyet eşitsizliklerine göre ayarlanacak olsaydı, Türkiye sıralamada 84 yerine 111. sırada olurdu. Bu, Türkiye’de cinsiyet güçlendirilmesine verilmesi gereken sürekli dikkati gözler önüne seriyor.

YOKSULLUĞUN ÇEŞİTLİ YÜZLERİ

İnsani Gelişme Endeksi bir ülkenin insani gelişmesinin ortalama ilerlemesini ölçer. Gelişmekte olan ülkeler için İnsani Yoksulluk Endeksi (HPI-1), insani gelişme endeksiyle aynı olan insani gelişme boyutlarının başlangıç seviyesinin altında olan insanların oranı üzerinde odaklanır. Bunlar, uzun ve sağlıklı bir yaşam sürme, eğitime erişim ve iyi hayat standartları... Gelirden yoksunluğun da ötesinde, HPI-1 “günde bir dolar” yoksulluk ölçümü için çok boyutlu bir alternatifi temsil ediyor.

Türkiye’nin HPI-1 değeri 9.2 ve bu değer ülkeyi, endeksi hesaplanmış 108 gelişmekte olan ülke arasında 22. sıraya yerleştiriyor.

Gelişmekte olan ülkeler için İnsani Yoksulluk Endeksi şiddetli sağlık yoksunluğuna oranla 40 yaşına kadar yaşaması beklenmeyen insanların oranını hesaplıyor. Eğitim, yetişkinlerde okur yazar olmayanların oranı ile ölçülüyor ve iyi bir yaşam standardı ise geliştirilmiş bir su kaynağına erişimi olmayan ve 5 yaşın altında, yaşlarına göre zayıf olan çocukların oranının ağırlıksız ortalamasına göre ölçülüyor. Tablo 2 Türkiye için bu değişkenlerin değerlerini gösteriyor ve bu değerleri diğer ülkelerle karşılaştırıyor.

Tablo 2: Türkiye için insani yoksulluğun seçilmiş göstergeleri

İnsani Yoksulluk Endeksi (HPI-1) 2004
40 yaşa kadar yaşayamama ihtimali (%) 2004
Yetişkin Okumamışlık oranı (% 15 yaş ve üzeri) 2004
Geliştirilmiş su kaynağına erişimi olmayanlar (%) 2004
Yaşına göre zayıf çocuklar (% 0-5 yaş arası) 2004
1.Barbados (3.0)
1.İzlanda (1.4)
1.Estonya (0.2)
1.Bulgaristan (1)
1.Şili (1)
20.Paraguay (8.8)
70.Panama (6.5)
92.Peru (12.1)
14.Bosna Hersek (3)
10.Singapur (3)
21.Venezüela (8.8)
71.Moldova (6.5)
93.Malta (12.1)
15.Arjantin (4)
11.Tunus (4)
22.Türkiye (9.2)
72.Türkiye (6.5)
94.Türkiye (12.6)
16.Türkiye (4)
12.Türkiye (4)
23.Brezilya (9.7)
73.Samoa (6.6)
95.Dominik Cum. (13.0)
17.Ukrayna (4)
13.Arjantin (4)
24.Tayland (10.0)
74.Beyaz Rusya (6.7)
96.Ekvatoral Gine (13.0)
18.Arnavutluk (4)
14.Ermenistan (4)
108.Çad (56.9)
173.Zimbabve (57.4)
164.Burkina Faso (76.4)
125.Etiyopya (78)
134.Bangladeş (48)

KADINLARIN YETENEKLERİNİ GÜÇLENDİRMEK

İnsani Gelişme Endeksi bir ülkedeki ortalama başarıları ölçüyor ancak bu başarılardaki cinsiyet eşitsizliğinin seviyesini içermiyor. 1995 yılında İnsani Gelişme Raporu’nda tanıtılan Cinsiyete bağlı Gelişme Endeksi (GDI), başarıları aynı boyutlarda ve İnsani Gelişme Endeksiyle aynı göstergelerle ölçüyor ama başarılarda kadın ve erkek arasındaki eşitsizlikleri de kapsıyor. Basitçe söylemek gerekirse İnsani Gelişme Endeksi’nin cinsiyet eşitsizliğine göre tersine çevrilmiş hali... Temel insani gelişmede cinsiyet eşitsizliği ne kadar fazlaysa, o ülkenin Cinsiyete bağlı Gelişme Endeksi, İnsani Gelişme Endeksi’ne oranla daha düşüktür.

Türkiye’nin 0.763 olan Cinsiyete bağlı Gelişme Endeksi, 0.775 olan İnsani Gelişme Endeksi’yle karşılaştırılmalıdır. Türkiye’nin GDI’si, HDI’sinin %98.5’idir. Hem HDI hem de GDI değeri olan 156 ülke arasında, 111 ülke Türkiye’den daha iyi oranlara sahip.

Tablo 3 Türkiye’nin GDI’sinin HDI’sine oranını diğer ülkelerle karşılaştırıyor ve aynı zamanda GDI’nin hesaplanmasında yatan seçilmiş değerler için değerlerini ortaya koyuyor.

Tablo 3: HDI’ye oranla GDI – bir cinsiyet eşitsizliği ölçütü

HDI’nin bir yüzdesi olarak GDI
Doğumdan itibaren ortalama ömür (yaş olarak) 2004
Erkeklerin bir
Yetişkin okur-yazar oranı (%15 yaş ve üstü) 2004
İlköğretim, ortaöğretim ve yükseköğretim brüt kayıt oranı 2004
1.Maldivler (100.4 %)
Rusya Federasyonu (123.1%)
1.Lesoto (122.5%)
1.Birleşik Arap Emirlikleri (126.0%)
110.Avusturya (98.5%)
83.Ruanda (107.1%)
109.Suriye Arap Cum. (83.9%)
160.Fas (87.5%)
111.Paraguay (98.5%)
84.Panama (107.1%)
110.Ruanda (83.7%)
161.Kore (87.2%)
112.Türkiye (98.5%)
85.Türkiye (107.0%)
111.Türkiye (83.5%)
162.Türkiye (86.9%)
113.Senegal (98.4%)
86.Komoros (107.0%)
112.Libya Arap Cum. (80.6%)
163.Papua Yeni Gine (86.7%)
114.Kamerun (98.4%)
87.Birleşik Devletler (107.0%)
113.Papua Yeni Gine (80.3%)
164.Kamboçya (86.6%)
156.Yemen (92.7%)
194.Nijerya (96.9%)
152.Afganistan (29.2%)
194.Afganistan (55.3%)

Cinsiyet Güçlendirme Ölçütü (GEM) kadınların ekonomik ve siyasi yaşamda etkin katılımlarının olup olmadığını ortaya çıkarıyor. Ölçüt, bir meclisteki kadın koltuk sayısını, kadın kanun koyucuları, üst düzey yetkili ve müdürleri ve kadın profesyonelleri ve teknik elemanları takip ediyor ve edinilmiş gelirlerdeki cinsiyet eşitsizliğini ölçerek ekonomik bağımsızlığı gösteriyor. Cinsiyete bağlı Gelişme Endeksi’nden farklı olarak Cinsiyet Güçlendirme Ölçütü seçilmiş bölgelerdeki fırsatlar arası eşitsizliğe ışık tutuyor.

Türkiye 0.298’lik bir GEM değeriyle 93 ülke arasından 90'ıncı sırada...






1. PPP US$ hakkında daha detaylı bilgi için Okuyucu Kılavuzu ve 2007/2008 İnsani Gelişme Raporu’ndaki tablolara bakınız.
2. Veriler hakkında detaylı bilgi için Okuyucu Kılavuzu ve 2007/2008 İnsani Gelişme Raporu’ndaki tablolara bakınız.
3. Dünya Nüfusuna Bakış 2006 hakkında daha detaylı bilgi için www.un.org/esa/population/unpop.htm adresini ziyaret ediniz.
4. Okur-yazarlık oranları hakkında daha detaylı bilgi almak için www.uis.unesco.org adresini ziyaret ediniz.
5. Dünya Nüfusuna Bakış 2004 hakkında daha detaylı bilgi almak için www.un.org/esa/population/unpop.htm adresini ziyaret ediniz.