Yasemin Çongar 22.09.2009
Bayram çocukları
Dün akşam, bu yazıyı yazmak için masama oturmadan önce,
Anadolu Ajansı’ndan Ali İhsan Öztürk’ün çektiği fotoğrafları gördüm.
Van Bahçesaray’dan birkaç kare...
Bayramı geçirmek için Bahçesaray yaylalarına çıkan Siirtli göçerler vardı o karelerde.
Yüzlerine baktım.
Kirin ve fakirliğin gölgelediği çocuk çehrelerine...
Nasıl da tanıdıktılar.
Nasıl da eskiydiler.
Nasıl da “siyah bir neşesizlik” içindeydiler.
Zeyniler Köyü’nün çocuklarını böyle anlatmaz mıydı Feride?
“Bu köyün evleri, sokakları, mezarları gibi çocuklarında da siyah bir neşesizlik var. Renksiz dudakları gülmenin ne olduğunu bilmiyor; durgun gözleri ağır bir melal içinde ölümü düşünüyor gibi.”
Reşat Nuri Güntekin’in 1922 yılında yazdığı bu satırlar, Çalıkuşu, Cumhuriyet’in bütün kuşaklarının okuduğu bir roman olduğu için değil sadece, aynı zamanda ve ne yazık ki bu satırlardaki portre seksen altı yıllık Cumhuriyet’in bugününe de ait olduğu için hâlâ capcanlı gelmiyor mu bize?
Üstelik sadece, geçenlerde bizi iftarda ağırlayan okurumuz Muhammed Affan’ın memleketinden söz ederken muzipçe hatırlattığı gibi “üç ay Van’a, dokuz ay Allah’a bağlı” olan Bahçesaray ve benzeri “uzak” köşelerinde değil bu memleketin, sadece Doğu’da değil, Batı’daki büyük kentlere göç edenlerin yerleştiği derme çatma mahallelerde de biraz dolaştığınızda hâlâ “siyah bir neşesizlik” içindeki çocuklara rastlamıyor musunuz siz de?..
Biliyorum, çoğunuz itiraz edeceksiniz; “Türkiye çok gelişti” diyeceksiniz.
Ve haklısınız; Türkiye tabii çok gelişti, çok kalkındı.
Bu kalkınmayı, memleketin her yanında da görmek mümkün üstelik...
Ama gelişmişliğin somut ölçülerine bakınca, seksen altı yıllık Cumhuriyet’in değil bir “kalkınma mucizesi” yaratmak, bir “başarı öyküsü” yazdığını bile söylemek imkânsız.
Zira, gelişmişliğin somut ölçüleri, seçeneklerle ilgili.
Gelişmişlik, bir memleketin çocuklarına sunduğu tercih hakkıyla ölçülüyor bugün.
Birleşmiş Milletler’in İnsani Gelişmişlik Raporları’nın fikir babası Mahbub ül Hak’ın deyişiyle, “gelişmenin temel hedefi, insanların tercihlerini genişletmek” zira.
Ül Hak, bu hedefe ulaşma kriterini, yani tercihlerimizin genişliğini ölçmenin yöntemini de belirleyen adam aynı zamanda.
“Bilgiye ulaşma hakkı,” bu ölçümde Ül Hak’ın temel aldığı kıstaslardan biri.
Bu hakkın bir ülkede ne ölçüde kullanılabildiği, o ülkenin “insani gelişmişlik” notunun belirlenmesinde birinci derecede etkili oluyor.
Okur-yazarlık ve okullaşma oranları üzerinden ölçülen “bilgiye ulaşma hakkı,” ülkelerin Birleşmiş Milletler İnsan Gelişmişlik Endeksi’ndeki yerini de belirliyor.
Seksen altı yıllık Cumhuriyet Türkiye’si, bu endekste 76’ncı sırada, yani insani gelişmişlik düzeyi “ileri” sayılan ülkeler arasında değil; “orta” bölümde yer alan ülkelerin başında.
Ve Türkiye’nin insani gelişmişliğinin, dünyadaki 75 ülkenin gerisinden gelmesindeki en büyük etmen, ilköğretim ve lise düzeyinde okullaşma oranının düşük olması.
Nitekim bu oran bazında, Türkiye dünya sıralamasında 106’ncı durumda, yani bırakın “ileri derecede gelişmiş” ülkeleri, orta derecede gelişmiş” sayılan otuz kadar ülkenin de gerisinde.
Bunları, sadece Bahçesaray’daki göçer çocukların fotoğrafına baktığım için yazmıyorum.
Bu yazının vesilesi, İlköğretim Genel Müdürü İbrahim Er’in dünkü açıklaması oldu.
Esasen, Çalıkuşu’nu aklıma düşüren de bu açıklama.
Er, özetle, Türkiye’de tam 453 bin ilköğretim öğrencisinin, yaşlarına ve seviyelerine uygun sınıflar yerine “birleştirilmiş sınıflar”da okumak zorunda olduğunu söyledi dün.
Yani, Cumhuriyet’in, yarım milyon çocuğuna, yaşına ve seviyesine uygun bir sınıf veremediğini söyledi.
Dahası, ilköğretim çağındaki 129 bini kız 229 bin çocuğun okula gitmediğini de açıkladı.
Basit bir hesapla, Türkiye’de 680 binden fazla çocuğun, hak ettiği eğitimi ya hiç alamadığını ya da birleştirilmiş sınıflarda yarım yamalak aldığını anlattı.
Velhasıl, bugün hâlâ, tercih hakkı daha en baştan sınırlanmış, seçenekleri hayatlarının ilk yıllarından itibaren kısıtlanarak hayata hazırlanan çocukların memleketi burası.
Reşat Nuri Güntekin’in, köy çocuklarının yüzünde gördüğü siyah neşesizliğin seksen yedi yıl sonra bize çok tanıdık gelmesi asıl bundan bence.
Bayramınız kutlu olsun.
Van Bahçesaray’dan birkaç kare...
Bayramı geçirmek için Bahçesaray yaylalarına çıkan Siirtli göçerler vardı o karelerde.
Yüzlerine baktım.
Kirin ve fakirliğin gölgelediği çocuk çehrelerine...
Nasıl da tanıdıktılar.
Nasıl da eskiydiler.
Nasıl da “siyah bir neşesizlik” içindeydiler.
Zeyniler Köyü’nün çocuklarını böyle anlatmaz mıydı Feride?
“Bu köyün evleri, sokakları, mezarları gibi çocuklarında da siyah bir neşesizlik var. Renksiz dudakları gülmenin ne olduğunu bilmiyor; durgun gözleri ağır bir melal içinde ölümü düşünüyor gibi.”
Reşat Nuri Güntekin’in 1922 yılında yazdığı bu satırlar, Çalıkuşu, Cumhuriyet’in bütün kuşaklarının okuduğu bir roman olduğu için değil sadece, aynı zamanda ve ne yazık ki bu satırlardaki portre seksen altı yıllık Cumhuriyet’in bugününe de ait olduğu için hâlâ capcanlı gelmiyor mu bize?
Üstelik sadece, geçenlerde bizi iftarda ağırlayan okurumuz Muhammed Affan’ın memleketinden söz ederken muzipçe hatırlattığı gibi “üç ay Van’a, dokuz ay Allah’a bağlı” olan Bahçesaray ve benzeri “uzak” köşelerinde değil bu memleketin, sadece Doğu’da değil, Batı’daki büyük kentlere göç edenlerin yerleştiği derme çatma mahallelerde de biraz dolaştığınızda hâlâ “siyah bir neşesizlik” içindeki çocuklara rastlamıyor musunuz siz de?..
Biliyorum, çoğunuz itiraz edeceksiniz; “Türkiye çok gelişti” diyeceksiniz.
Ve haklısınız; Türkiye tabii çok gelişti, çok kalkındı.
Bu kalkınmayı, memleketin her yanında da görmek mümkün üstelik...
Ama gelişmişliğin somut ölçülerine bakınca, seksen altı yıllık Cumhuriyet’in değil bir “kalkınma mucizesi” yaratmak, bir “başarı öyküsü” yazdığını bile söylemek imkânsız.
Zira, gelişmişliğin somut ölçüleri, seçeneklerle ilgili.
Gelişmişlik, bir memleketin çocuklarına sunduğu tercih hakkıyla ölçülüyor bugün.
Birleşmiş Milletler’in İnsani Gelişmişlik Raporları’nın fikir babası Mahbub ül Hak’ın deyişiyle, “gelişmenin temel hedefi, insanların tercihlerini genişletmek” zira.
Ül Hak, bu hedefe ulaşma kriterini, yani tercihlerimizin genişliğini ölçmenin yöntemini de belirleyen adam aynı zamanda.
“Bilgiye ulaşma hakkı,” bu ölçümde Ül Hak’ın temel aldığı kıstaslardan biri.
Bu hakkın bir ülkede ne ölçüde kullanılabildiği, o ülkenin “insani gelişmişlik” notunun belirlenmesinde birinci derecede etkili oluyor.
Okur-yazarlık ve okullaşma oranları üzerinden ölçülen “bilgiye ulaşma hakkı,” ülkelerin Birleşmiş Milletler İnsan Gelişmişlik Endeksi’ndeki yerini de belirliyor.
Seksen altı yıllık Cumhuriyet Türkiye’si, bu endekste 76’ncı sırada, yani insani gelişmişlik düzeyi “ileri” sayılan ülkeler arasında değil; “orta” bölümde yer alan ülkelerin başında.
Ve Türkiye’nin insani gelişmişliğinin, dünyadaki 75 ülkenin gerisinden gelmesindeki en büyük etmen, ilköğretim ve lise düzeyinde okullaşma oranının düşük olması.
Nitekim bu oran bazında, Türkiye dünya sıralamasında 106’ncı durumda, yani bırakın “ileri derecede gelişmiş” ülkeleri, orta derecede gelişmiş” sayılan otuz kadar ülkenin de gerisinde.
Bunları, sadece Bahçesaray’daki göçer çocukların fotoğrafına baktığım için yazmıyorum.
Bu yazının vesilesi, İlköğretim Genel Müdürü İbrahim Er’in dünkü açıklaması oldu.
Esasen, Çalıkuşu’nu aklıma düşüren de bu açıklama.
Er, özetle, Türkiye’de tam 453 bin ilköğretim öğrencisinin, yaşlarına ve seviyelerine uygun sınıflar yerine “birleştirilmiş sınıflar”da okumak zorunda olduğunu söyledi dün.
Yani, Cumhuriyet’in, yarım milyon çocuğuna, yaşına ve seviyesine uygun bir sınıf veremediğini söyledi.
Dahası, ilköğretim çağındaki 129 bini kız 229 bin çocuğun okula gitmediğini de açıkladı.
Basit bir hesapla, Türkiye’de 680 binden fazla çocuğun, hak ettiği eğitimi ya hiç alamadığını ya da birleştirilmiş sınıflarda yarım yamalak aldığını anlattı.
Velhasıl, bugün hâlâ, tercih hakkı daha en baştan sınırlanmış, seçenekleri hayatlarının ilk yıllarından itibaren kısıtlanarak hayata hazırlanan çocukların memleketi burası.
Reşat Nuri Güntekin’in, köy çocuklarının yüzünde gördüğü siyah neşesizliğin seksen yedi yıl sonra bize çok tanıdık gelmesi asıl bundan bence.
Bayramınız kutlu olsun.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder